30 Kasım 2013 Cumartesi

2013 Yılının Fantastik ve Bilim Kurgu Filmleri - 2

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/2013-yilinin-fantastik-ve-bilim-kurgu-filmleri-2/

Yazının birinci bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

The Host
      
TR'de Yayınlanan Adı: Göçebe     
TR'de Vizyon Tarihi: 29.03.2013
Tarz: Bilim kurgu - Romantik
Süre: 125 dk.
Imdb Puanı: 5.7
Yönetmen: Andrew Niccol
Oyuncular: Saoirse Ronan, Max Irons, Jake Abel
Konu: Farklı canlı türlerinin yaşadığı dünyaları ele geçirip kolonileştiren uzaylı bir tür, dünyayı istila etmiştir. Bu uzaylı ırkın dünyada yaşayabilmeleri için insanların bedenlerinde konaklamaları gerekmektedir. İnsanların bedenleri ele geçirildikten sonra kısa sürede zihinleri de ele geçirilmekte, benlikleri yok olmaktadır. Günün birinde ele geçirilen asi insanlardan birinin zihni yok olmaz. Aynı zihin içerisinde uzaylı ve dünyalı iletişime geçerler. Bundan sonrası tam anlamıyla bir ergen aşk filmine dönüşür :)

Yorum: Host filmine hakkında hiçbir bilgimiz olmadan gittik. Sinemaya gittiğimde, ne kadar sıkılsam da genellikle filmden çıkmak aklıma pek gelmez. Ama bu film özellikle ilk yarıdan sonra öyle saçma ve sıkıcı bir hale geldi ki, yarım bırakıp çıkmamak için kendimi zorlamam gerekti. Konu temelde ilgi çekici bir potansiyele sahip olmasına rağmen, ergen aşk ilişkileri çerçevesinde şekillenmekten öteye geçmediği için fazlasıyla boş ve yüzeysel kaldığını belirtmek gerek. Ne görsel olarak, ne de konunun işlenişi açısından beni tatmin etmedi. İzlemenin tamamen vakit kaybı olduğunu düşündüğüm bir film olduğunu söyleyebilirim.

Oblivion


TR'de Yayınlanan Adı: Oblivion
TR'de Vizyon Tarihi: 12.04.2013
Tarz: Bilimkurgu - Post Apocalyptic
Süre: 124 dk.
Imdb Puanı: 7.0
Yönetmen: Joseph Kosinski
Oyuncular: Tom Cruise, Morgan Freeman, Andrea Riseborough
Konu:  Uzaylı bir ırkla yapılan savaş sonrasında dünyada radyasyon seviyesi artmış ve dünya yaşanamaz bir hale gelmiştir. İnsanlar yeryüzünü terk etmişler ve başka bir gezegene yerleşmişlerdir. Dünyada, geçici olarak görevlendirilen bir kadın ve bir erkekten başka kimse kalmamıştır. Görevleri dünya üzerindeki kaynakların kontrolünü yapmak ve dünyada az sayıda kalan uzaylılara karşı enerji santrallerini korumaktır. Dünyada kalma sürelerinin bitmesine yakın bir zamanda, görevleri hakkındaki gizemli tarafları sorgulamaya başlarlar. 

Yorum: Film bir kısa soluklu bir çizgi romandan uyarlanmış. Fragmanlarını izlerken, görsellik nedeniyle çok çekici gelen filmi, konu olarak oldukça boş ve yüzeysel bulduğumu söylemem gerek. Ayrıca sürprizli olması planlanan son çok tahmin edilebilir ve klişeydi maalesef. Yine de post-apocalytic dünyanın ve karakterlerin hem yaşam hem çalışma alanı olan istasyonun çok başarılı tasarlandığını da belirtmek lazım. Film konu olarak yüzeysel olsa da görsel olarak gayet tatmin ediciydi.

Iron Man 3

TR'de Yayınlanan Adı: Demir Adam 3
TR'de Vizyon Tarihi: 03.05.2013
Tarz: Fantastik - Aksiyon
Süre: 130 dk.
Imdb Puanı: 7.4
Yönetmen: Shane Black
Oyuncular:Robert Downey Jr., Guy Pearce, Gwyneth Paltrow
Konu: Terörist eylemlerde bulunan Mandarin, hükümetin ve hatta dünyanın korkulu rüyası haline gelmiştir. Demir Adam'ın kendisine meydan okumasıyla birlikte saldırılarını ona yönlendirir. 

Yorum: Demir Adam'ın sevdiğim süper kahramanlar arasında yer aldığını söyleyemem. Çizgi romanını okumadım ama çizgi filmini izlemeye çalışır ve çok sıkılırdım önceleri. Orjinal hikayeye çok bağlı olmamamın da etkisiyle, Demir Adam çizgi romanını sevenleri en kızdıran bu üçüncü film, benim en çok hoşuma giden oldu. Özellikle içgüdülerim sayesinde hissettiğim sürprizli son bana özel güçlerim olduğunu düşündürdü ve tahminlerim doğru çıktığında gerçekten çok eğlendim. İzlediğim üç Demir Adam filmi arasında üçüncüsünü en başarılı bulduğumu söylemem gerekir. Filmin durağanlaştığı ve yavaşladığı hiç bir sahne hatırlamıyorum. Fazlasıyla tempolu, espri dozu diğer bölümlerdeki gibi yüksek, eğlenceli ve görsel olarak da oldukça tatmin edici bir filmdi. 

Star Trek Into Darkness

TR'de Yayınlanan Adı: Bilinmeze Doğru : Star Trek
TR'de Vizyon Tarihi: 07.06.2013
Tarz: Bilim kurgu - Aksiyon
Süre: 132 dk.
Imdb Puanı: 7.9
Yönetmen: J.J. Abrams
Oyuncular: Chris Pine, Zachary Quinto, Zoe Saldana, Benedict Cumberbatch

Konu ve Yorum : kurguBilim'de daha önce yayınlanan film yorumuna ulaşmak için -> http://kurgu-bilim.blogspot.com/2013/06/star-trek-molas.html#.UpnAndJdVIE






2013 Yılının Fantastik ve Bilim Kurgu Filmleri - 1

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/2013-yilinin-fantastik-ve-bilim-kurgu-filmleri-1/

2013 yılında fantastik ve bilim kurgu tarzında yayınlanan filmlerinin büyük bir bölümünü izleyip, kurguBilim'de hakkında yazı yazılmayanlar üzerinden kısa kısa geçmeyi planlıyorum bir süredir.

Aslında bu tarzların, iyi olduğunu düşündüğüm örneklerinin birçoğunu sinemada izlememe rağmen, birçoğunu da gerek düşük İmdb puanları, gerekse edindiğim olumsuz izlenimler nedeniyle izlememişim.

Yaklaşık iki aydır, bu yazı dizisine başlayabilmek amacıyla, üst üste, bazılarını çok da merak etmediğim halde izleyip kısa kısa notlar alıyorum. Hepsini izlemeyi tamamlayabileceğimi zannetmesem de 2013'ün son ayına girerken, artık notlarımı filmlerin yayınlanma sırasına göre yayınlayabilirim diye düşündüm.

İşte başlıyorum... Sizler de bu filmler arasından, izledikleriniz hakkındaki fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim.
Keyifli okumalar,

Hansel & Gretel : Witch Hunters

TR'de Yayınlanan Adı: Hansel ve Gretel : Cadı Avcıları
TR'de Vizyon Tarihi: 01.02.2013
Tarz: Fantastik - Aksiyon
Süre: 88 dk.
Imdb Puanı: 6.1
Yönetmen: Tommy Wirkola
Oyuncular: Jeremy Renner, Gemma Artenton
Konu: Hansel ve Gretel, çocukken şeker evde kendilerini hapseden cadıyı fırında yaktıktan sonra, para karşılığında cadı avlayan avcılar olmuşlardır. Köy köy dolaşıp yardıma ihtiyacı olan köylüleri cadılardan kurtarırlar. Cadı avlamanın artık sıradan bir hale geldiği hayatlarında, son durakları olan köy onları şaşırtır. Bu köyde sıra dışı olaylar gerçekleşmiştir. Cadılar için önemli bir dönemin yaklaştığı, bu sebeple eylemlerinde hiç olmadıkları kadar ileri gittikleri ortadadır. Hansel ve Gretel, cadıların planlarını bozmak için kolları sıvarlar.

Yorum : Filmi izlemeden önce, filmden hakkında hiç bir beklentimin olmadığını söyleyebilirim. Hakkında, "çok iyi olmadığı" bilgisinden başka bir fikrim olmadan izlemeye başladım. Edindiğim yüzeysel fikir sayesinde girdiğim beklentiden daha iyi çıktığını söyleyebilirim. Bununla beraber sıradan bir fantastik - aksiyon macerası olduğunu belirtmek gerekir. Filmde, karakterlere ısınmak imkansız, fazlasıyla ruhsuz ve karaktersizler. Film akışında olaylar çok basit şekilde çözümleniyor, sıradan çıkarımlarla sonuca varılıyor. Gizem açısından hiçbir şey sunmuyor. Bunların yanında, beklediğimden oldukça kanlı ve iğrenç sahneler içeriyor. Bütün bu olumsuz yanlarına rağmen, 80 dakikalık kısa süresi ile film sizi tam baymaya başlayacağı noktada, tam tadında sona eriyor. Herhangi bir sürpriz, şaşırtmaca yapmak için zorlamadan ve iyice saçmalamadan bitmesi de güzel olmuş kanaatimce. Ayrıca ormandaki cadı avı sahneleri, cadılar konseyinde yer alan çeşit çeşit cadılar, kılık-kıyafetleri, cadıları avlamada kullanılan silahlar benim hoşuma gitti. Kısa süreli fantastik bir eğlence için izlenilebilir.

Beautiful Creatures


TR'de Yayınlanan Adı: Muhteşem Yaratıkları
TR'de Vizyon Tarihi: 01.03.2013
Tarz: Fantastik - Romantik
Süre: 124 dk.
Imdb Puanı: 6.1
Yönetmen: Richard LaGravenese
Oyuncular: Alice Englert, Viola Davis, Emma Thompson, Jeremy Irons
Konu: Ethan adlı gencin, tanımadığı halde rüyalarında görüp aşık olduğu halde bir türlü ulaşamadığı kız, lisede yeni dönemde kendi sınıfına kayıt olur. Kız ve ailesi hakkında bulundukları küçük kasabada söylentiler dolaşmaktadır. Satanist ve/veya cadı oldukları iddia edilmektedir. Delikanlı kızı görür görmez onunla iletişim kurmak ister. Kısa bir süre sonra söylentilerde gerçek payı olabileceğini, kızın farklı olduğunu anlar.

Yorum: Film iki saat sürmüş, bir kısmında uyudum, uyandım, hala devam ediyordu, bir türlü bitmek bilmedi. Bana sanki beş saat sürmüş gibi geldi nedense. Sanırım fazlasıyla sıkıcı bulduğum için. Zorlama bir film olduğunu söyleyebilirim. Bence bu filmle vaktinizi harcamayın. Filmle ilgili hoşuma giden tek şey karakterlerin kitap okumaya meraklı olmaları ve ellerinden Kurt Vonnegut ve Charles Bukowski kitaplarını düşürmemeleriydi. Bunun dışında bana göre tam anlamıyla vakit kaybıydı. Aynı gün içerisinde, bu filmden hemen önce izlediğim Hansel ve Gretel, aynı Imdb puanına sahip olsa da çok daha iyiydi bana göre.

Oz The Great And Powerful

TR'de Yayınlanan Adı: Muhteşem ve Kudretli Oz
TR'de Vizyon Tarihi: 08.03.2013
Tarz: Fantastik
Süre: 130 dk.
Imdb Puanı: 6.5
Yönetmen: Sam Raimi
Oyuncular: James Franco, Michelle Williams, Rachel Weisz
Konu: Muhteşem ve Kudretli Oz, Oz Büyücüsü (The Wizard of Oz) adlı 1939 yapımı filmden önceki dönemi anlatır. İlk filmde kendilerine yardım edebilecek tek kişi olan, Oz diyarının büyük büyücüsünü arayan Dorothy'nin ve yolda tanıştığı arkadaşları korkak aslan, beyinsiz teneke adam ve kalpsiz korkuluğun maceraları anlatılır. Büyük ve Kudretli Oz'da ise kendisine Oz diyen Oscar Diggs sıradan bir sihirbazın öyküsü anlatılmaktadır. Yani ilk filmdeki Oz Diyarının büyücüsünün, büyük ve kudretli Oz olmadan önceki öyküsüdür. Sirklerle dolaşarak gösteriler yapar, amacı büyük bir sihirbaz olmaktır. Günün birinde bir hortuma yakalanarak Oz diyarına düşer. Oz diyarı sakinleri, yakın zamanda ölen eski büyücünün kehaneti yüzünden kendisini beklemektedir. Oz diyarı kötü bir cadının tehdidi altındadır. Eski güzel, huzurlu günleri geride kalmıştır. Büyük bir büyücü olduğunu düşündükleri Oz tek umutlarıdır.

Yorum: Filmin aldığı düşük Imdb puanından dolayı izlemek içimden çok gelmedi önceleri. Hakkında da hiç bir şey okumamış ve dinlememiştim. Ama izlerken ilk sahneden itibaren beni içine çekti. The Wizard Of Oz çocukluğumda en sevdiğim filmlerden biri olduğu için, bu filmi sevmem çok da zor olmadı diyebilirim. İlk başlarda küçük ekranda siyah beyaz olarak başlayan filmin bu bölümü bizim dünyamızda geçiyor, Sihirbaz Oscar, Oz diyarına vardığında ise ekran genişliyor ve görüntü renkleniyor. Hatta, Oz diyarının tabiatından dolayı görüntü rengarenk ve cıvıl cıvıl oluyor.
James Franco'nun Oz rolünün hakkını verdiğini söylemem gerek. Aslında kötü niyetli olmayan, sadece büyük bir sihirbaz olmak isteyen ama pek de yetenekli olmayan, biraz bencil, biraz sahtekar Oz rolünü gerçekten çok başarıyla yansıtmış. Bu filmi izlememle beraber küçükken aklıma takılan önemli bir nokta aydınlanmış oldu: Sahtekar Oz'un nasıl olup da herkesi kendisine inandırdığı. Küçükken  30 yaş sonrasında bu durumun benim için aydınlanacağını söyleselerdi çok rahatlardım açıkçası :) Olsun, geç olsun güç olmasın yine de :) Filmin sonunun beni çok tatmin ettiğini, tam anlamıyla orjinal filme mantıklı bir şekilde bağlandığını söylemem gerekir. Bence izlenmeye değerdi.

G.I. Joe: Retaliation 


TR'de Yayınlanan Adı: G.I. Joe: Misilleme
TR'de Vizyon Tarihi: 29.03.2013
Tarz: Bilim kurgu - Aksiyon
Süre: 110 dk.
Imdb Puanı: 5.8
Yönetmen: John M. Chu
Oyuncular: Dwayne Johnson, Jonathan Pryce, Channing Tatum
Konu: http://www.beyazperde.com/filmler/film-170252/

Yorum: Bu filmi izlemeyi planlamıyorum. 2013 Fantastik - BK Film Dosyası projesi için bile buna değmeyeceğini düşündüm. Sanırım listemde izlemeye dayanamayacağım bir tek bu film var. Düşük Imdb puanı da beni destekliyor. Çocukluğumda çizgi filminden de hiç hoşlanmazdım. Hiç bir filmini de izlemek içimden gelmedi. Yine de merak edebilecekler için konusunu beyazperde.com'dan paylaştım. Son olarak : "Seni sevmiyorum süt oğlan, babanı da sevmezdim" :)

25 Kasım 2013 Pazartesi

Ateşi Yakalamak - Açlık Oyunları

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/atesi-yakalamak-aclik-oyunlari/
"Her devrim bir kıvılcımla başlar."


Açlık Oyunları serisinin ikinci filmi için fragmanlar çıkmaya başladığında bu replikle anladık ki oyunlarda partnerini öldürmeyi reddeden Katniss bir kıvılcım başlattı. Hegemonya altında yaşayan ve her yıl düzenlenen açlık oyunları ile gözdağı verilen halk için bir umut ışığı belirdi.

'Catching Fire' neden 'Ateşi Yakalamak' olarak çevrilmiş anlamadım doğrusu.  Bana kalsa 'Tutuşma' olmalıydı. Beklentim bu filmde isyanların ön planda olmasıydı. Ancak serinin ikinci filminde Katniss,Peeta,Gale aşk üçgeni eşliğinde devrimin başlangıcını izliyoruz. Gidişat Twilight'a benzemeye başladı doğrusu:)


Kahramanımız yine pek bir somurtkan ve ketum. Halkın ondan beklentisini fark etse de Katniss zoraki kahraman olmak istemiyor. İlk filmdeki gibi tek amacı hayatta kalmak ve sevdiklerini korumak. Doğrusu bu kızın Effie'nin direktifleri olmadan gülümsemesini bekliyorum artık.


Snow'un beklentilerini karşılamayan 12. mıntıka galipleri geçitlerde ona el sallamıyor artık. Öyle bir sahne var ki siz de izlerken 'Katniss, Snow'a orta parmağı göstermenin sırası' diyeceksiniz:) Ama bunun yerine direnişin sembolü 3 parmak. Anlamı filmde verilmiyor. 12.mıntıka insanları için bu ölenlerin arkasından kullanılan ve saygı ifade eden bir sembol.


İlk filme göre Jennifer Lawrence'ın oyunculuğu çok daha iyi. Bu filmde karakterler de biraz daha oturmuş. Ama hala Katniss hakkında çok az şey biliyoruz. Peeta bile Katniss'i tanımadığından yakınıyor filmde. E biz nasıl tanıyalım:) Bilmiyorum ama bence ana karakterler daha keskin olmalı hikayede.

Lenny Kravitz'in İstanbul konseri bu filmin çekimleri sebebiyle iptal edilmişti. llkinde olduğu gibi bu filmde de Cinna'nın rolü o kadar azdı ki konsere yazık olmuş diye düşündüm.


Kitapları okumayan birisi olarak bireysel bir karşılaştırma yapamadım. Ancak serinin wikisinde verilen film-kitap karşılaştırmasını okuduğumda çok büyük farklılıklar olmasa da bazı karakterlere filmde hiç yer verilmediğini anladım.

Bu bölümde karşılaştığımız Johanna kitapta var mıydı ve doğru aktarılmış mı bilmiyorum ama ben bu kızı çok sevdim:) Açık sözlü ve hırslı. Kaybedecek hiçbirşeyi olmadığından deli cesareti var. Devrimin gidişatında da önemli roller üstlenecek gibi hissediyorum.


Katniss artık yalnız mücadele etmek zorunda kalmayacak. Her ne kadar şu an için muteffiklerine güvenmese de zamanla aralarındaki bağ kuvvetlenip direniş için Katniss'i hazır hale getirecekler bence.


Bu serinin en büyük eksikliği Hunger Games evreninin detaylarının filmlerde yer almaması. Wiki'yi incelerken öyle güzel detaylara rastladım ki kitabın filmden daha zevkli olabileceğini düşündüm.


Devrimin sembolü alaycı kuş ile ilgili bir bilgi vererek bitireyim. Alaycı kuş yani mockingjay türü, erkek jabberjay ile dişi mockingbird'un çiftleşmesinden oluşuyor. Başkent bu kuş türünü bir başarısızlık olarak gördüğünden Katniss'in taşıdığı broştan rahatsız oluyor. İnsan sesi taklit edebilen jabberjayler ajan olarak devrimcilerden bilgi sızdırmak amacıyla kullanılıyor. Mockingjay (alaycı kuş) ise melodileri taklit edebiliyor. Ancak sadece hoşlarına giden seslerin melodilerini taklit ediyorlar.

İyi seyirler...


17 Kasım 2013 Pazar

Bilimkurgu-Fantastik Kitap Sırtı Şiirleri

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/bilimkurgu-fantastik-kitap-sirti-siirleri/

Takip ettiğim bloglardan birinde (Işıl'ın Seyir Defteri) kitap sırtı şiirleri adında bir çalışmaya rastladım. Kısaca bahsetmek gerekirse, kitapların isimlerini bir şiir veya anlamlı bir cümle oluşturacak şekilde bir araya getirmeyi amaçlayan bir çalışma.

Tabii bu yazıya rastladığım andan itibaren, çalışmayı kitaplığımdaki bilimkurgu ve fantastik kurgu kitapları özeline indirgeyerek uygulamayı kafama koydum.

Ara ara okumak için yeni bir kitap seçmek amacıyla kitaplığıma bakarken neler çıkar acaba diye şöyle bir göz atsam da bu akşama kadar ciddi bir şekilde uğraşamamıştım.

Bu akşam kitaplığımı epeyce dağıtma pahasına bir çalışma yaptım. Maalesef yüklem yokluğu nedeniyle çok zorlandım. Şiir çıkarmanın imkansızlığını kısa bir süre sonra anlayınca, hiç değilse makul cümleler çıkartabilirim umuduyla çalışmayı bırakmadım. Yer yer popüler bilim kitaplarından da yardım almak zorunda kaldım.
Çok başarılı işler çıktığını iddia edemem tabii ki, ama bu kadar uğraşmışken paylaşmadan da olmaz diye düşündüm.

Belki bloğumuzun takipçilerinden daha güzel çalışmalar gelir umuduyla ben ilk denemelerimi aşağıda paylaşıyorum. Sizler de bu eğlenceli çalışmaya katkıda bulunmak isterseniz lütfen fotoğraflarınızı benimle paylaşın ve bu yazıya onları da ekleyelim.


"Aksın gözyaşlarım" dedi polis, 
"biraz kuantumdan zarar gelmez"


Yürüyen ölüler, çığrından çıkmış zaman, haşlanmış harikalar diyarı ve dünyanın sonu


 Şimdi ve daima, en son kale Solaris


Şok dalgası süvarisi, yüksek şatodaki adam, ışık tanrısı Schrödinger'in kedisinin peşinde


Bu ölümsüz karanlığı taramak






15 Kasım 2013 Cuma

Space Girl - Imagined Village

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/space-girl-imagined-village/

Biraz da müzik...

Kızımız annesinin dünya dışı varlıklarla  ilgili tüm uyarılarına rağmen bir astronota aldanıp onun roketi ile uzay macerasına çıkıyor. Annesinin dedikleri doğru çıksa da pişman değil. O superman ini bulmak için zaman tünelinde geziyor.


Space Girl ile JoyFM sayesinde tanıştım. Imagined Village Britanya'lı bir folk müzik projesi. Amaçları farklı etnik ve kültürel geçmişleri olan müzisyenler sayesinde çokkültürlülüğü temsil eden modern folk müziği üretmek. Şarkıda uzay tonlarının kültürel müzik tınıları ve keman sesiyle birleşmesi harika. Bu güzel melodiye harika sözler ve animasyon bir klip eklenince tam biz bilim kurgu sevenler için olmuş:)


My mama told me I should never venture into space, 
But I did, I did, I did, 
She said no terrain girl could trust the martian race, 
But I did, I did, I did. 
A rocket pilot take me on a voyage to go, 
And I was so romantic, I couldn't say no 
That he was just a servo robot how was I to know? 
So I did, I did, I did. 
She told me never venture out among the asteroids 
But I did, I did, I did. 
She said the Milky Way was something to avoid 
So I did, I did, I did. 
She said that Venus was too hot and Saturn not much fun 
And bug-eyed monsters tended to be just a trifle dumb. 
She said I'd need a blaster and I'd need a freezer gun 
And I did, I did, I did. 
My mama told me never trust a space engineer 
But I did, I did, I did. 
She said freefall and superdrive would surely cost me dear 
And they did, they did, they did. 
I've been as far in hyperspace as anybody can, 
I've travelled through the time warp in the Psycho Plan. 
They say a girl must travel to find her superman 
And I did, I did, I did.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Büyücü Korhan Öyküleri - Gökçe Mehmet Ay

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/buyucu-korhan-oykuleri/

Büyücü Korhan, Türkçe Bilim Kurgu ve Fantastik güncesinin de yazarı olan Gökçe Mehmet Ay tarafından yazılan fantastik bir seri. Türkçe Bilim Kurgu Fantastik Güncesinin, bilim kurgu ve fantastik kurguya dair birçok alanda  - edebiyat, kısa filmler, haberler, makaleler, değerlendirmeler -  çok değerli bir kaynak olduğunu belirtmem gerek.

Büyücü Korhan serisine dönersek, seri şimdilik 4 öyküden oluşuyor. Şimdilik diyorum çünkü devamının geleceğini umuyorum.

Öykülerden, açık vererek tatlarını kaçırmadan kısaca bahsedip,  daha sonra aldığım notlar yardımıyla Büyücü Korhan’ın fantastik dünyası hakkında genel görüşlerimi sunacağım.

Cin Büyüsü 

Serinin ilk öyküsü olan Cin Büyüsü, Büyücü Korhan’la tanışmamızı ve onun gerçekliğine giriş yapmamızı sağlıyor daha çok. Korhan, ustalar meclisindeki diğer büyücülerin çok da onaylamamasına rağmen, şehirde sıradan insanlar arasında yaşamakta ve sahip olduğu büyücülük güçleri ile onlara yardım etmeye çalışmaktadır. Geceleri daha ıssız olması nedeniyle Eskişehir’de yaşamayı tercih etmektedir. Büyücülüğü bir meslek olarak icra eder hatta ihtiyacı olanların kendisine ulaşabilmesi için bir ilan bile hazırlamıştır. Korhan’la tanıştığımız ilk macerada, ona bu ilan vasıtasıyla ulaşan Ayça adındaki genç kadını kendisine musallat olan bir cinden kurtarmaya çalışmaktadır. İlk macera çok tanıdık ve alışıldık bir cin öyküsü olsa da, daha önceden de belirttiğim gibi Korhan'ın sıradan insanların farkında olmadığı fantastik dünyasını tanıyor, bu dünyada yer alan diğer varlıkları öğreniyor, büyücülerin ve diğer varlıklardan bazılarının özelliklerine, aralarındaki ilişkilere, kural ve kanunlara aşina olmaya başlıyoruz.

Uyur'un Laneti

Serinin ikinci öyküsü olan Uyur'un Laneti, Korhan'ın Eskişehir'e yerleşmeden önce, İstanbul’da askerlik yaparken yaşadığı bir macerayı anlatıyor. Yazılış sırası olarak ikinci öykü olsa da kronolojik olarak Cin Büyüsü öyküsünden önceye dönüyoruz. Bu öyküde Korhan'ın büyü güçleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olurken aynı zamanda son derece ilginç başka varlıklarla da karşılaşıyoruz. Bu öyküdeki maceranın bir öncekine nazaran bana oldukça özgün ve ilginç geldiğini belirtmem gerekiyor. Sonuna kadar çeşitli çıkarımlarda bulunmama rağmen, öykünün tahminlerimden çok daha farklı bir finalle sonuçlanması beni hem şaşırttı hem de sonraki öyküleri okumak için daha büyük bir heves duymama sebep oldu. Gizem öğesinin çok daha baskın olduğu bu öyküde, Asteğmen Korhan, üsleri tarafından, sıra dışı bir olayı çözmede kendilerine yardımcı olması için görevlendirilir.  Askeri bir üssün bulunduğu noktaya yakın bir bölgede bir grup insan, insan eliyle olması muhtemel görünmeyen bir şekilde parçalanarak öldürülmüştür. Olay yerinde, olaya dair herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Doğaüstü bir varlığın işi olduğu düşünülmektedir ve doğaüstü varlığın askeri üsse saldırmasından endişe edilmektedir. Korhan'ın da dahil olduğu üç kişilik bir ekip olayı araştırmak üzere olay yerine doğru harekete geçerler.

Zemheriden Kalan

Serinin üçüncü öyküsü olan Zemheriden Kalan ile Korhan’ı,  birinci öyküde Eskişehir’de bıraktığımız yerde tekrar yakalıyoruz.  Öykünün adında yer alan Zemheri, eski dilde kara kış, kışın en sert zamanı anlamına geliyor. Serinin beni en çok etkileyen öyküsü olan Zemheriden Kalan'ı, açık vermeden anlatmak biraz güç. Çok soğuk olmadığını söylediği bir sonbahar günü Porsuk kenarında yürürken rastlıyoruz Korhan'a.  Kısa bir süre sonra, Porsuk'a düşen bir çocuğu kurtarmak için nehre atlıyor ve hiç de normal olmayan bir şekilde nehrin buz tuttuğunu fark ediyor. Çocuğu nehirden kurtardıktan sonra şehirde dönmeye başlayan tuhaf olaylarla mücadele etmesi gerekiyor. Bu öyküyle birlikte büyücülerin ve doğaüstü varlıkların yer aldığı Korhan'ın, bizim gibi sıradan gözlere kapalı fantastik evreni daha somut bir hale geliyor. Büyücülerle efsunluların geçmiş mücadelelerine, ustalar meclisinin tarihteki konumuna, diğer büyücülerin başlarına gelen olaylara daha yakından şahit oluyor ve Korhan'ın dünyasına tam anlamıyla giriyoruz.

Meyyit Karası

Serinin son ve henüz yayınlanmamış öyküsü Meyyit Karası. Meyyit, üzerinde yara veya öldürülme izi bulunmayan ölü beden anlamına geliyor. Bu öyküyü diğer üç öyküden farklı kılan bir özelliği var. Diğer üç öyküyü Korhan’dan dinlerken, Meyyit Karası'nı Korhan'ın yardım ettiği bir üniversite öğrencisinin gözünden öğreniyoruz.  Öykünün kahramanına, fantastik evrenine alıştığımızı düşünürken, bu öğelere bizden bile daha yabancı bir gözden öyküyü dinlemek şaşırtıcı ve hoş bir sürpriz oluyor. Öykünün kahramanı olan üniversite öğrencisine,  kaybolduğu için polis tarafından aranan kız arkadaşı geceleri, kanlı, vahşi ve değişmiş bir şekilde musallat oluyor. Geceleri uyumaktan çekindiği için bir camiiye sığınan delikanlının yolu bir şekilde Büyücü Korhan’la kesişiyor. Bu öyküde Korhan’ın daha önceki öykülerde hiç bahsetmediği, büyücüler ve efsunluların dünyasına aşina sevecen arkadaşlarıyla da tanışıyoruz.


Bahsettiğim bu öykülerden ilk ikisine - Cin Büyüsü ve Uyur’un Laneti -  ücretsiz olarak, Zemheriden Kalan öyküsüne ise 0,99USD karşılığında aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:


Ayrıca, ilk iki öykü için Türkiye’de benzerine az rastlanan bir çalışma yapılmış. Cin Büyüsü öyküsü Gökçe Mehmet Ay tarafından, Uyur’un Laneti Eralp Tezcan tarafından Hitit Güneşi Podcastinde seslendirilerek yayınlanmış. Kayıtlara aşağıdaki bağlantılardan ulaşılabilir:



Öykülerle ilgili genel yorumlarıma gelirsek, öncelikle yazarın akıcı anlatımı ve detaylı betimlemeleri, öyküleri okumayı hem çok kolay ve eğlenceli hale getiriyor, hem de kurguladığı gerçek ötesi dünyanın rahatlıkla tasavvur edilebilmesini sağlıyor. Öykülerin genelinde yer alan gizem unsuru ve aksiyon sahneleri ara verilmeden bir solukta okunmasına neden oluyor. Hem sıkıcı detaylarla uzatılmadan, hem de havada kalan yüzeysel çözümler yerine tatmin edici bağlayışlarla öykülerin sonuca ulaştırılmasını çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Öykülerin geçtiği, sıradan insanlarla, sıra dışı varlıkların dünyasını, bizim yaşadığımız gerçeklikte birleştiren serinin genel atmosferini, sıradanlar ve sıra dışılar arasındaki dengeyi, kural ve kanunları, başkahramanın bu denge içindeki yerini yakın zamanda okuduğum Jim Butcher’ın DresdenDosyaları adlı eserindeki dünyaya benzer buldum. Aynı zamanda, Büyücü Korhan’ın da genel çerçeve olarak Harry Dresden’e benzediğini düşünmeme rağmen, Harry Dresden’in batılı tarzına karşılık Büyücü Korhan’ın bir şaman rahibine benzediğini söylemenin daha doğru olacağını düşünüyorum. 

Yoz bulutu, ustalar konseyi, bazı doğaüstü varlıkların türleri gibi unsurlarda büyük benzerlikler olmasına rağmen büyüyü uygulama yöntemleri, büyülerde kullanılan malzemelerin adları, karakterlerin diyalogları, sıradan insanların doğaüstü varlıklar hakkındaki düşünceleri ve onlara karşı tepkileri gibi konularda sergilenen Anadolu’ya has özellikler sayesinde büyük farklılıklar da içeriyor aslında. Yöresel farklılıklarla birbirlerini tamamladıkları da düşünülebilir.  

Günlük hayatımızda çok yaygın bir inanış olan “nazar “a kısaca da olsa değinilmesini bekledim öykülerden birinde ama rastlayamadım, devam eden bölümlerde umarım karşılaşırız  J

Büyücü Korhan öykülerinde olduğu gibi, fantastik bir dünya yaratılıp, bunun mantıklı bir şekilde içinde yaşadığımız gerçeklikle entegre edildiği fantastik öyküleri kurgulamanın, Tolkien’in Orta Dünyası, Robert Jordan’ın Zaman Çarkı serisi gibi bizim gerçekliğimizden tamamen farklı kuralların işlediği bir fantastik dünya kurgulamaktan daha zor olduğunu düşünüyorum açıkçası. Buna rağmen çok başarılı örnekleri de bulunmakta. Benim bu türde en başarılı bulduğum eserin China Mieville’nin Şehir ve Şehir adlı romanı olduğunu söyleyebilirim.  Dresden Dosyaları, bu tarzın en başarılı örnekleri arasında bana göre. Harry Potter’da da diğer iki örnekteki gibi iç içe olmasa da iki gerçeklik arasındaki paralelliğin güzel bir şekilde yansıtıldığını düşünüyorum.  Alacakaranlık (Twilight) serisi ise bana göre bu tarzın başarısız örneklerinden biri.

Henüz dört öyküden oluşan, Büyücü Korhan serisinin, devamının gelmesi durumunda yeni nesil fantastik kurgu edebiyatının başarılı örnekleri arasında yerini alacağını düşünüyorum.




12 Kasım 2013 Salı

Sirius Şizofrenleri - Hakan Kurt

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/sirius-sizofrenleri-hakan-kurt/

"Vril intikam için geri dönüyor." 

Nazi Almanya'sının ürettiği ilk uçan daire modeli olan Vriller intikam için geri dönecek mi? 3. Dünya Savaşı'na Naziler mi sebep olacak?


Sirius Şizofrenleri Wattpad uygulaması ile keşfettiğim bir bilimkurgu hikayesi. Hikaye Wattpad'de 6000 kez okunmuş. Oldukça popüler olmuş. Ben hikayeyi telefonuma indirip unutmuşum. Daha sonra yazar güncellemeler yaptıkça hikayeye yeni bölümler eklendiğini farkettim. İlgimi çekti ve haftasonu Tüyap'a metrobüs yolculuğu sırasında okumaya başladım.


İlk bölümde çok fazla imla hatası, düşük cümle ve anlatım bozukluğu canımı sıktı açıkçası. Konu oldukça ilgi çekici olmasına rağmen anlatımdaki bozukluk yüzünden şüphe duydum. Acaba bu güzel hikaye yabancı bir hikayenin google translate çevirisi mi diye düşünmeye başladım:) Bunun üzerine hikayenin ismini google da aradığımda karşıma çıkan linkler bozuktu. Bu merakımı daha da arttırdı. Neden bu güzel hikayeden kimse bahsetmemişti? Bir yandan okumaya devam ederken diğer yandan yazarı ve içerikteki konuları araştırmaya devam ettim. Yazar Hakan Kurt'un Wattpad profilinde verilen bilgiye göre kendisi 28 yaşında ve dijital sanat yönetmeni. Hikaye'ye ait bir facebook sayfası da var. Sayfada hikayedeki bir sahne ile birebir uyuşan bir resim...


Hikaye şu an için 13 bölümden oluşuyor. 13 bölümü de bitirip, okurken bir yandan konuları araştırdım. Hikayede bahsedilen olaylar ve kişilerin büyük bir kısmı ya gerçek yada gerçekliği kanıtlanmamış da olsa gündemi meşgul eden söylentiler. Anladım ki yazar birçok farklı konuyu birleştirerek bir hikaye ortaya çıkarmış. Konuların hepsi ilgi çekici olmakla beraber bu karışık konuların nasıl ve nerede birleşeceği ve sonun nereye varacağı merak konusu. Yazar profilinde gerçeklik payı fazla olan olayların ve mekanların üzerinde durmayı sevdiğini belirtmiş. Hikaye benim üzerimde yazarın beklediği etkiyi verdi doğrusu. Devamını heyecanla bekliyorum. Yalnız bir okur olarak nacizane tavsiyem özellikle ilk bölümlerin gözden geçirilip anlatım bozukluklarının düzeltilmesi.


Hikayenin konusu ile ilgili fazla açıklama yapmak istemiyorum. Çünkü bana olduğu gibi siz de okurken sürekli merak edip araştırmalı ve yazarın yoluna girmelisiniz:)
Siz de bir göz atın derim. İçinde neler mi var?
  • Dogonlar ve Sirius yıldızı
  • Hitler'in ölümü
  • Beyin yönlendirme projesi
  • Agartha (hollow earth hipotezi)
  • Haarp Projesi ve Kuzey Kutbunda alınan dünya dışı bir mesaj
  • Nazi Almanyası ve Vriller
  • Apollo 11'in ayın karanlık yüzüne inişi
  • Şizofreni

11 Kasım 2013 Pazartesi

The Fermi Paradox is Our Business Model (Fermi Paradoksu Bizim İş Modelimiz)

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/the-fermi-paradox/

Tor e-kitabın 5. öyküsü, daha önce bahsettiğim ve çok sevdiğim Six Months, 3 Days adlı öykünün de yazarı olan Charlie Jane Anders'tan.



E-kitabın 122. sayfasından başlayan ve yaklaşık on sayfa süren kısa bir bilim kurgu öyküsü.
Öykünün konusu çok sıradışı ve şaşırtıcı olmasa da anlatımı, konunun işlenişi öyle sürükleyici ve eğlenceliydi ki, okuduğum süre boyunca çok keyifli vakit geçirmeme neden oldu.


Fermi paradoksu, dünya dışı varlıkların var olma olasılığının gayet yüksek olduğuna dair tahminlerin varlığı ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi ifade eder. (Kaynak : Vikipedi)

Öyküde, akıllı organizmaların yaşadıkları dünyaları arayan, bu dünyalara, uygarlıklar tamamen yok olduktan sonra gitmek zorunda olan ve onların varlıklarını, geride bıraktıklarını inceledikleri halde hiç bir zaman onlarla temasa geçmeyen uzaylıların uzaydaki seyahatleri anlatılıyor. Bu durumda, Fermi Paradoksu gerçekten de işlerinin özünü oluşturuyor. 
Ya bir gün hayatta kalmayı başaran canlılarla karşılaşırlarsa ne olur? 

Öyküyü uzaylıların gözünden dinliyoruz. Daha önce dünya dışı varlıkların gözünden insanları anlatan birçok öykü okumama rağmen, bu öykünün türünün başarılı bir örneği olduğunu söyleyebilirim.

Charlie Jane Anders'ın Six Months, Three Days öyküsüyle 2011 yılında en iyi öykü dalında Hugo ve Nebula ödüllerini aldığını da belirtmek gerek.

Keyifli okumalar,





10 Kasım 2013 Pazar

Ender's Game (Uzay Oyunları)

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/enders-game-uzay-oyunlari/

Bazı eserler onlarla olan kişisel bağlarımız nedeniyle diğerlerinden ayrılır. Ender's Game benim için bu kategoride yer alan bir eser.
Ender's Game ile hikayemi kronolojik olarak anlatmak istiyorum bu sebeple..
Yıl 2008..Ankara'dan İstanbul'a taşınmışım. Birçok güzel hatırayı, sevdiğim işimi ve arkadaşlarımı geride bırakmışım. En önemlisi de Rama'yı ve Vakıf serisini okuduğum şehirden ayrılmışım. Bana sevdiğim herşey Ankara'yı anımsatırken bir yandan da İstanbul'la sıfırdan bir bağ kurmaya çalışıyorum.

Güzel bir iş yerinde çalışmaya başlamışım ve kafa dengi arkadaşlarım var.. İlk defa bu kadar benzer zevkleri paylaştığım insanlarla beraberim. Ama Ankara özlemim hala had safhada.

Günün birinde, o kadar kısa sürede en sevdiğim ve en çok yakınlaştığım arkadaşlarımdan biri olan Yunus, bana Ender serisinden bahsediyor. "Düşünsene bu eser Hugo ve Nebula ödüllerini aynı anda alan ilk bilimkurgu eseri"diyor bana. Kendisi de okumamış, Genel Müdürümüzden öğrenmiş bu seriyi. Patronumuz da bir bilimkurgu fanıymış meğer. Şirketin adındaki "Tron" kelimesi "Tron Legacy"den geliyormuş ayrıca da. Vay be diyorum olabilecek en doğru yerdeyim.



Serinin hemen edindiğim ilk iki cildi - yani Ender'in Oyunu ve Ölülerin Sözcüsü - ve sonrasında tükenmiş oldukları için sahaf sahaf gezip bulamayıp her biri için birer yıl beklediğim 3. ve 4. ciltleri ile İstanbul'a adaptasyonum tamamlanıyor. Artık Ender serisini okuduğum şehrimi daha çok seviyorum.



Yıl 2011, soğuk bir aralık akşamı. Ben "Tron" şirketinden sonra çalışmaya başladığım ikinci kurumdan da ayrılıyorum. Hiç istemeyerek bu sefer - bundan iki yıl sonra Gezi'de neden patladıysa insanlar o nedenle tam da..Beni mutlu edebilecek çok az şeyin olduğu bir akşam internette amaçsızca gezinirken görüyorum Ender serisinin ilk kitabının filminin çevrildiğini. Çok mutlu oluyorum tabii ama daha iki yıl var. Nasıl geçecek onca zaman.


Bir şekilde geçiyor..Aklımın bir köşesinde bu tarih kazılı. Yavaş yavaş reklamları çıkmaya başlıyor, afişini görüyorum. Ve filme bir ay kala, iki yıldır görmediğim Yunus'tan mesaj alıyorum. Konu belli tabii ki. Birlikte gitmeye karar veriyoruz filme. Sonra Yunus'un ilk kitabı daha yeni okuduğunu öğreniyorum şaşırarak :) Ama daha iyi, bilgileri daha taze, ben okuyalı 5 koca yıl oldu, ayrıntılar kafamda değil.



Film haftası kendimizi telkin ediyoruz. Kitap uyarlamaları o kadar iyi olmaz, şu ana kadar çok azını beğendim vs. diyerek, filmin pek de iyi olmayabileceğine hazırlanıyoruz. Yönetmen Gavin Hood'u pek tanımasam da X-men Origins'in yönetmeni olduğunu da biliyordum ve açıkçası o filmden pek de hoşlanmamıştım. Bu da beklentimi minimuma indirmeme neden oluyor. Bir yandan da serinin 6.45 yayınları tarafından yakın zamanda yayınlanan Savaş Okulunda Yılbaşı adlı kitabını okuyorum Ender'in dünyasına geri dönebilmek için.



Ve sonunda büyük gün geldi. Eşim, ben ve Yunus filmi 3 farklı bakış açısıyla izledik. Kitabı hiç okumayan, kitabı yıllar önce okuyan ve kitabı yeni okuyan olarak :) Yunus ve ben filmi çok beğendik, eşim ise kitabı okumadığı için bazı kısımlarını havada ve tam oturmamış buldu, bazı bölümler ona saçma geldi. Biz o kısımların üzerinde kitabı okuduğumuz için pek durmadık ve boşlukları doldurduk sanırım. Ama kitabı okumayan birinin bakış açısını öğrenmek de faydalı oldu.

Filmi ve kitabı hiç bilmeyenler için kısaca konusundan bahsedeyim. Formic  - Türkçe çeviride Böcek - olarak adlandırılan uzaylı bir ırkın saldırısı, 70 yıl kadar önce dünyayı büyük bir felakete sürüklemiş, milyonlarca insanın ölümüne, şehirlerin yok olmasına neden olmuş. Böceklere karşı dünya korkunç bir mücadele vermiş ve sonunda onların saldırısını engellemişler. Ancak hala Böceklerin dünyaya dönmesinden, dünyayı kendi kolonileri haline getirmelerinden korkuluyor. Bu ırkla iletişime geçmenin bir yolunun olmadığı, tek amaçlarının dünyayı ele geçirmek olduğu farz ediliyor.



Mazer Rackham adı verilen kahraman tarafından kurtarılan dünyayı, yeni bir saldırı olursa koruyacak yeni bir kahraman lazım. Bu sebeple ırk, din, milliyet ayırt etmeden dünya üzerindeki en zeki çocuklar Savaş Okulu tarafından bulunuyor ve çok küçük yaşlarından itibaren uzayda dünyanın yörüngesinde yer alan okulda eğitilmeye başlanıyor. Ender bu çocukların içinde en iyisi. Yaklaşan savaşta yeni bir kumandan bulmaya da zaman yok. Ender'in çocukluğundan itibaren eğitilmesi, psikolojik, fiziki ve stratejik alanlarda verdiği zorlu sınavlar ve Böceklere karşı verilecek olan nihai savaş bu filmin asıl konusu.



Öncelikle filmin kitaba uygun ilerleyişi bizi çok memnun etti. İlk kitapta yer alan her olay tam olarak işlenmese de en önemlilerini filmde görebilmek, es geçilmemiş olmalarına şahit olmak sevindiriciydi. Oyuncuların karakterlerle uyumu çok başarılıydı, Ender için Asa Butterfield'in, Mazer Rackham için Ben Kingsley'in harika seçimler olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Bonzo'yu da aslına çok uygun buldum. Ender ve Petra'nın arkadaşlığı da çok güzel bir şekilde aktarılmış.





Savaş oyunlarının oynandığı yerçekimsiz savaş alanı ve savaş simülasyonları tam anlamıyla bir görsel şovdu. Benim kitabı okurken hayal ettiğimin ötesindeydi.



Kitapta küçük çocukların birbirlerine uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddetin filmde nasıl yansıtılacağını çok merak ediyordum. Psikolojik şiddetin ufak tefek birkaç örneğine şahit olsak da bunlar çocukça takılmalardan öteye geçemiyor ve film bu durumu çok başarılı yansıtamıyor. Ancak fiziksel şiddeti çok güzel bir dozda aktarmayı başardıklarını kabul etmek gerek. Kitaptaki şiddetin tamamını izlemek okuyan biri için bile fazla olabilirdi.

Çok beğenmeme rağmen yine de filmin, Ender'in psikolojisini tam olarak yansıtamadığını düşünüyorum. 3. çocuğun yasak olduğu bir dönemde, diğer iki kardeşi çok zeki olduğu için doğmasına izin verilen bir çocuk Ender. Her zaman kendisini bir fazlalık gibi hissetmiş. Kardeşi Peter'ın da bunda önemli bir payı var. Peter ve Valentine adlı iki kardeşi Ender kadar zeki olmalarına rağmen Savaş Okuluna kabul edilmemişler. Nedeni ikisinin de komutanlık için duygusal anlamda yeterli olmamaları. Peter aşırı şiddet eğilimliyken Valentine aşırı derecede hassas ve duygusal. Ender'ın bu iki duygu durumunu dengelemesi bekleniyor. Filmde bir cümleyle geçilse de kitapta, Ender'in bu dengeyi bulmak için çabalaması çok daha derin bir şekilde ele alınıyor. Peter'dan çok fazla derecede şiddet gören Ender'in en büyük korkusu günün birinde Peter gibi olmak.


Eğer filmin devamı gelecekse önem taşıyan bir konu olan, Valentine ve Peter'ın dünyadaki siyasi çalışmalarına yer verilmemesi bir eksiklik kabul edilebilir. İkisi de kullandıkları takma isimlerle, daha çocuk olmalarına rağmen dünyayı etkileyecek siyasi makaleler yazıp asıl kimlikleri bilinmeden ünlü oluyorlardı ilk kitapta. Sanırım tamamen göz ardı edilen bir tek bu konu kalmış filmde.

Filmde Ender'in isminin kaynağından bahsedildiğini hatırlamıyorum. Her ne kadar filmin sonunda Ender ismini hak etmiş olsa da , Ender'in asıl ismi Andrew. Valentine küçükken Andrew diyemiyor ve Ender şeklinde telaffuz ediyor kardeşinin ismini.



Filmde uzaylılarla yapılan bir savaş olacağı ve Ender'ın bunda büyük bir rol alacağı zaten çoğu izleyici tarafından biliniyor. Bunun bilinmesine rağmen, kitabı okumayanları bekleyen iki adet sürprizin varlığından da bahsetmeli. Şaşırtıcı ve etkileyici bir son sizleri bekliyor.

Sonuç olarak kitabı okuyan ve okumayan insanların dahil olduğu bir ekip ile gittik sinemaya ve hepimiz beğenerek çıktık. İzlenmesi gereken bir bilimkurgu filmi olduğunu düşünüyorum.



Filme talep beni fazlasıyla şaşırttı. Bir önceki hafta, Thor'un ilk gösterimine yer bulamayıp ikincisine kılpayı kendimizi atar ve koca salonda tıklım tıklım izlerken, bu film Capitol Spectrum'un en küçük salonunda yayınlandı. Filme çok az süre kala, yer bulamayacağız kaygısıyla bilet almaya gittiğimizde küçük salonların çok sevdiğim yatan ve önünde puf bulunan koltuklarından en ortadan 3 koltuğu keyfimizce seçebildik. Filme girdiğimizde küçücük salonun yarısı boştu. Acaba Amerika'da kitabın yazarı Orson Scott Card'ın siyasi görüşlerini eleştiren ve bu sebeple filme talebi azaltan prostesto ülkemize de mi sıçradı diye düşündüm başta. Ama sanırım bırakın siyasi fikirlerini yazarı da eserini de tanıyan çok az kişinin olmasından kaynaklanıyor bu durum maalesef. Bir kere daha bilimkurgu severler olarak ne kadar azınlıkta olduğumuzu görmüş oldum üzülerek.

8 Kasım 2013 Cuma

Jules Verne - 2889

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/jules-verne-2889/

İlk olarak 1889 yılında yayınlanan bu kısa hikayenin aslında Jules Verne değil de oğlu Michel tarafından yazıldığı söyleniyor.


Hikayede Earth Chronicle'ın sahibi Mr.Smith'in bir gününe şahit oluyoruz. Mr.Smith varlıklı ve teknolojik gelişmeleri yakından takip eden bir adam. Sahip olduğu şirketin yönetimine ek olarak teknolojik araştırmalara yatırımlar yapıyor.

Bin yıl sonraki geleceği anlatan hikayeyi okurken insan ister istemez bahsi geçen teknolojileri günümüzle karşılaştırıp ne kadarı gerçekleşmiş diye düşünüyor. Ben de hikayeden aklımda kalanları karşılaştırmaya çalıştım.

●Akümülator ve transformatör: Bence hikayede bahsi geçen en büyük icat bu. Çeşitli kimyasal ve fiziksel kuvvetler arasındaki farklılıklar, eterik parçacıkların titreşim moduna bağlı olduğu söyleniyor. Bu modlar çözüldükten sonra kuvvetlerin birbirine dönüştürülebilmesi ve biri olmadan diğerinin üretilebilmesi mümkün oluyor. Akümülatörler güneş ışınlarındaki yaşam kuvvetini, evrendeki elektriği, bir şelale, akıntı ve rüzgardaki enerjiyi absorbe edip saklayabiliyor. Transformatör ise toplanan bu enerji formlarını istenilen herhangi bir forma dönüştürebiliyor. 29.yy'ın insanları bu teknolojiden her türlü faydalanıyor. Hava durumuna müdahele edebiliyorlar. Enerji sıkıntısı bulunmuyor. Günümüzde rüzgar, su ve güneşten enerji elde etmek mümkün olsada hikayedeki gibi çok yaygın değil. Maalesef biz hala petrolün peşindeyiz:( Hikayedeki sınırsız elektrik üretimi bana Tesla'yı anımsattı. 


●Telephote-Phonotelephote: Günümüzün görüntülü telefon teknolojisi böyle isimlendirilmiş hikayede. Mr.Smith bu sayede Paris'teki karısıyla görüntülü görüşme yapıp özlem gideriyor.

●Earth Chronicle: Mr.Smith'in sahibi olduğu şirket. Günümüzle karşılaştırıldığında podcast e denk geldiğini söyleyebiliriz sanırım. Şirketin verdiği hizmetlerden faydalanmak isteyenler abone olup belirli bir ücret karşılığında ilgi alanlarına göre haberleri dinleyebiliyorlar. Hikayede buna telefon gazeteciliği deniyor. Çalışanlar haberleri ses kaydı olarak kaydedip abonelere ulaştırıyor.

●Mechanical dresser: Adından da anlaşıldığı gibi hızlı bir şekilde giyinebilmenizi sağlıyor.  Ne yazık ki günümüzde icat edilmedi henüz:) Jetgillerden aşinayız bu teknolojiye:)


●Atmospheric advertising: Uçaklar ve balonlarla yapılan gökyüzü reklamları örnek verilebilir. Ama hikayedeki daha çok gökyüzü yazılarına (skywriting) benziyor. Bu yöntem ilk olarak 1922 de kullanılmış. Hikayede bahsedilen atmosferik reklamlar bulutlardan yansıyor ve bu sebeple bulutsuz gökyüzünde reklam yapılamıyor.


●Grand Alimentation Company: Mr.Smith  Büyük Beslenme Şirketi'ne abone.  Bu şirket üyelerine geniş bir ağa sahip tüpler(yiyecek boruları) aracılığıyla yemek gönderiyor. Geleceğin insanları evde yemek yapmayı bırakmış ve bu şirketin kaliteli ve çeşitli yiyeceklerini tercih ediyorlar. Günümüzün yemesepeti.com una benzetilebilir. Jetgiller'de yine benzer şekilde yemeklerini masaya sipariş veriyordu hatırlarsanız:)


● Sağlık reformları sayesinde insanın ortalama ömrü 32'den 57 ye çıkarılmış. Eğer hikayeden anladığım değer doğru ise günümüzle karşılaştırıldığında insan ömrü yine de kısalmış. Ortalama insan ömrü bazı faktörlere göre değişse de dünya ortalaması Wikipedia'da 67 olarak verilmiş.

●Ulaşım: Hikayede bahsi geçen ulaşım araçları hava aracı(air-coach), havalı tüpler( pneumatic tubes) ve hava treni(air-train). Havalı tüpler ile saatte 1000 mil yol alınabiliyor. Bu icat İstanbul trafiğinde çok işimize yarayabilirdi.


● Money transactions: Mr.Smith hesaplarını inceleyip para transferlerini kolayca yapabiliyor. Günümüzde internet Bankacılığı sayesinde bu işlemleri yapabiliyoruz.

●Titreşimle aktive olan aydınlatma sistemi: Elektrik tasarrufu amacıyla özellikle tuvaletlere yerleştirilen sensörlü aydınlatmalar buna örnek olabilir.

Teknolojik yatırımlardan faydalanmak isteyen mucitler fikirlerini Mr.Smith ile paylaşıyorlar. Uygulanamaz gerekçesiyle geri çevrilen fikirlerden anlıyoruz ki 2889 yılında renkli fotoğrafçılığın gelişmesi ile resim sanatı değerini yitiriyor. Ayrıca nezleye çare bulunamamış ve bulunamayacağı düşünülüyor. Bir kimyacı, yöntemini tam olarak anlamadığım bir teknikle, istenilen maddenin sınırsız üretilebileceğini söylüyor. Hatta insan kanı ve derisi bile! Bir şehri olduğu gibi biryerden başka bir yere taşımaktan bahseden var. Kutuplardaki buzulları eritip burayı insan yerleşimine uygun hale getirmeyi hayal edense bence çok yanlış yolda:) Bir diğer yatırım ise hayati fonksiyonların askıya alınıp insan ölümünün engellenmesi hakkında. Hikayede buna "human hibernation" deniyor. Çoğu bilimkurgu filminde gördüğümüz uzay seyahatleri sırasında astronotların kabinler içerisinde dondurulmasını anımsatıyor. 


Hikayeyi okumak isterseniz ingilizcesini aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Ya da buradan dinleyebilirsiniz ...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Translate