31 Ekim 2013 Perşembe

Exhalation (Nefes) - Ted Chiang

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/exhalation-nefes-ted-chiang/

Bugün, güzel bir bilim kurgu öykü okumak isteyenlere, en iyi kısa öykü dalında Hugo ve Nebula ödüllerinin sahibi olan Ted Chiang'ın Exhalation adlı öyküsünü ısrarlarla öneririm.



Yaşamsal tek ihtiyaçları, takılıp-çıkartılan ciğerlerine doldurdukları argon gazı olan mekanik canlıların evreninde, argon gazının basıncı yükselmeye başlar.
Kıyamet kapıdadır, kıyameti engellemenin bir yolu var mıdır?



Öykü, anatomi uzmanı bir mekanik insanın ağzından anlatılmaktadır.
Bu evrende her şey, her zaman o kadar yolunda gitmektedir ki (şimdiye kadar), mekanik insanlar çok nadiren ölmektedir. Öldüklerinde ise vücutlarının patlaması nedeniyle anatomik yapıları yeterince incelenememektedir. Mekanik beynin işleyişi, hafızanın kayıt yöntemi konusunda çok gerçekçi olmayan teoriler vardır ancak henüz ispatlanamamıştır.



Hafızalarında 100 yıllık bir deneyim bulunmakta, yazılı tarihleri de ancak bir kaç yüzyıl daha geriye gitmektedir. Daha önce ne kadar yaşadıklarını, ne amaçla yaratıldıklarını bilmemektedirler. Beyinlerinin sırrı çözülürse bu gizemlerin hepsinin çözülebilecektir. Ancak yaşayan bir mekanik insanın beyninin açılarak incelenmesi çok risklidir.

Günlük hayatlarına aynı düzenle devam eden, sanatla bilimle uğraşan, mesleklerini icra eden, günde bir kez yaşamsal ihtiyaçlarını karşılarken aynı zamanda birlikte sosyalleştikleri argon gazı doldurma istasyonlarına giden mekanik insanların hayatlarında bazı düzensizlikler meydana gelmeye başlar.
Anlatıcımızın bu konuda bir fikri vardır ancak bunu kanıtlamak için kendi beynini incelemesi gerekmektedir. Bunun sonucunda da yaklaşan kıyametin habercisi olur.

Robotların, yaşadıkları evreni, vücut , zihin ve ruhsal olarak kendilerini, varlıklarını, yaşama ve yaratılma amaçlarını sorgulama ve anlama yolundaki deneyimlerini anlatan harika bir öykü. Mekanik ve organik gibi basit iki farklılık dışında bize öyle çok benziyor ki.
Mutlaka okunmalı.

The universe began as an enormous breath being held.
(Evren, tutulan büyük bir nefes ile başladı.)



Aşağıdaki bağlantıdan ücretsiz olarak indirilebilir:

http://www.nightshadebooks.com/Downloads/Exhalation%20-%20Ted%20Chiang.pdf

Öykü, 15 sayfa, dili İngilizce. Yalın, kolay okunur ve akıcı bir dili olduğunu belirtmek isterim.



23 Ekim 2013 Çarşamba

Kedi Beşiği (Cat's Cradle) - Kurt Vonnegut

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/kedi-besigi-cats-cradle/

Uzun süredir istediğim Kurt Vonnegut ile buluşmam Kedi Beşiği eseri vasıtasıyla, sonunda bayram tatilinde gerçekleşti.


Kurt Vonnegut okuma isteğimin nedenlerinin başında, en sevdiğim yazarlardan biri olan Tom Robbins’in esinlendiği en önemli yazar olması geliyordu. Keşke önce Kurt Vonnegut okuyup sonra ondan esinlenen başarılı yazarlardan biri olduğu için Tom Robbins okumaya başlasaydım diyorum şimdi. Ama şans her zaman doğru sırayla gelmiyor J


Kedi Beşiği , Kurt Vonnegut okumaya başlamak için çok doğru bir tercih. Ben bilimkurgu olduğu için tercih etsem de yazara haddinden fazla ısınmama ve art arda bütün kitaplarını büyük bir hızla okuyup bitirmek için sabırsızlanmama neden oldu.

Yazarın anlatım dili muhteşem. İlk cümleyle sizi kendine bağlayıp, bitirene kadar elinizden bırakamamanıza neden oluyor. Harika bir kara mizah örneği ve ironilerle bezeli bir anlatım sunuyor. Okurken kahkahadan kırıldığınız bir paragrafın hemen ardından gelen tek bir cümle üzerine 5 dakika dalıp düşünüyorsunuz kafayı kitaptan kaldırıp. Ayrıca post apocalyptic (kıyamet sonrası) bir bilimkurgu eserini kara mizah anlatımıyla dinlemek de oldukça değişik bir tat bırakıyor.  

"Bokonon'un dediği gibi, 'Tuhaf yolculuk önerileri, Tanrı'nın gönderdiği dans dersleridir'"

Kitap bize, dünyanın sonu ile ilgili bir kitap yazmak isteyen ve bu amaçla veri toplayan bir yazarın dilinden anlatılıyor. Hiroşima’ya atom bombası atıldığı gün neler yaşadığını ve hissettiğini öğrenmek için atom bombasının babalarından olan Profesör Hoenikker ile bağlantı kurmaya çalışıyor. Ancak kendisi öldüğü için çocukları ile bağlantı kurabiliyor. Çocuklarının peşinden yolu, Bokononculuk diniyle tanıştığı San Lorenzo adasına düşüyor.  Profesör Hoenikker’in çocukları, uçakta ve adada tanıştığı birkaç kişi onun karass’ını oluşturuyorlar.  Yani, Bokononculukta, kozmik bir amaca hizmet etmek için bir araya gelen insan topluluğunu.. Bu arada, yazar, Profesör Hoenikker’in, küçük bir hamleyle dünyayı yok edebilecek güçte bir başka keşfi olan Buz Dokuz molekülünden haberdar oluyor.

"Bokonon ve McCane yıllar önce bu sefil ülkeyi ele geçirdiğinde, papazları adadan kovmuşlar. Sonra da Bokonon gayet alaycı ve eğlenceli yepyeni bir din yaratmış."

Bokononculuk, Bokonon adında bir keşişin uydurduğu ve sürekli eklediği kalipsolarla geliştirdiği bir din. Bu din, kuralları, eğlenceli kalipsoları ve kendine ait uydurma kelimeleri ile ayrıntılı bir şekilde kitap boyunca açıklanıyor. İnternette Bokononizm sözlüğüne ve kalipsolarına ulaşmak mümkün :

“On Dördüncü Kitabın başlığı şöyledir: ‘Son bir milyon yılın deneyimleri göz önüne alındığında düşünceli bir insan insanlık için ne umut besleyebilir?’
On Dördüncü Kitabı okumak pek uzun sürmez. Yalnızca bir kelime ve bir noktadan ibarettir. Şöyle yazar:
‘Hiç.’”

Ve sonunda beklenen oluyor ve Buz Dokuz rolünü oynuyor.


Keyifli okumalar

21 Ekim 2013 Pazartesi

Feminist Bilim Kurgu - Sultana's Dream (Sultana'ın Rüyası)

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/sultanas-dream/

Sultana'nın Rüyası, Bangladesh'li Müslüman bir feminist olan Rokeya Sakhawat Hussain tarafından 1905 yılında (İngilizlerin Hindistan'da sömürgecilik dönemine denk geliyor)  yazılmış. 

Kitabın ana karakteri Sultana, kadının bilim ve sosyal alanlarda öncü olduğu bir ütopyanın rüyasını görüyor. Uykusunda Sister Sara isimli bir bayanla LadyLand'de geziye çıkan Sultana gördükleri karşısında şaşırıyor. Çünkü LadyLand'in sokaklarında sadece kadınlar var. Eskiden kadınların kapalı tutulduğu zenana'ların yerini erkeklerin tutulduğu mardana'lar almış. Kadınlar sayesinde teknoloji ilerlemiş, su balonları ile LadyLand'in iklimi kontrol altına alınmış ve şehrin tümünde güneş enerjisi kullanılır duruma getirilmiş. Erkekler üzerindeki kısıtlamalar sayesinde suç oranı düşmüş.

Oldukça feminist olan bu hikaye 1905'lerin dünyasında erkekler tarafından nasıl karşılanmıştır bilmiyorum ama yazarın bakış açısıyla ütopya gibi görünen hikaye sınıflandırılmada distopya olarak nitelendirilmiş. Sonuçta yine de hikayede totaliter bir rejim görülüyor. Aslına bakarsanız türün tam tanımı uchronia (alternatif tarih) olmalı sanırım.

Bu kısa feminist hikaye bana 1993 yapımlı Tersine Dünya filmini anımsattı. Hatırlarsanız filmde de toplumdaki kadın ve erkek rolleri yer değiştirmiş durumdaydı. Tabii ki hikayedeki Sister Sara karakteri Demet Akbağ'ın canlandırdığı Bitirim Leyla gibi değil:)


Hikayeyi okumak isterseniz ingilizce olarak feedbooks üzerinden bedava indirebilirsiniz.

20 Ekim 2013 Pazar

Yerçekimi (Gravity)

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/yercekimi-gravity/

Yerçekimi hakkında o kadar çok konuşuldu ve yazıldı çizildi ki. Bu konuda benim ekleyebileceğim ekstra bir şey kalmadı.
Herkes gibi filme ben de bayıldım.



Uzun süredir beklememe tam anlamıyla değdiğini söyleyebilirim.
Daha aylar öncesinden yarattığı sansasyonu, 8,6'lık imdb puanını kesinlikle hak ediyordu.

Konusu her yerde anlatıldığı için çok kısaca özetlemek istiyorum. Hubble Teleskobunu tamir etmekte olan astronotlar, gerçekleşen büyük bir patlama ile mekiklerinin hasar görmesi sonucunda, uzayda mahsur kalırlar, dünyayla iletişimleri kesilmiştir. Eve dönmek için uzayla büyük bir mücadele vermeleri gerekmektedir.



Sandra Bullock'un bir ara "I hate space"(Uzaydan nefret ediyorum) diye bağırması beni en etkileyen sahnelerden biriydi. Uzayla ilgili her şeye bayılmama rağmen yerinde olsam sanırım ben de aynı tepkiyi verirdim. Sanırım mı? Kesin! :)



Konusu, konunun işleyişi gereği bu filmin bilim kurgudan ziyade, uzayda geçen gerçekçi bir drama/macera filmi olduğunu söyleyebilirim. Yerçekimsiz ortamda astronotların hareketleri, uzayda uçan enkaz parçaları, uzaydan dünyanın görünümü öyle gerçekçiydi ki filmin uzayda çekilmiş olduğuna bahse girebilirsiniz filmi izlerken :)



3 boyutun kullanımı ile patlama sahnelerinde kopan parçalar beni yerimden defalarca zıplattı. Okuduklarıma göre bu gerçekçiliğin yaratılması için 6 yıllık bir ar-ge çalışması yapılmış ve film planlanandan oldukça geç çekilmiş. Filmin konusu bilim kurgu değil desem de çekimi tam bir bilim kurgu :)

Ayrıca seslerin kullanımı da çok başarılıydı. Bu konuda uzman olmasam da, büyük bir sessizliğin ardından sesin birden geri gelmesi, sonra tekrar kesilmesi - yani sesin olduğu kadar sessizliğin kullanımı, heyecanlı sahnelerdeki müzikler ve uzaktan usul usul duyulan sonra yavaş yavaş yükselen Kowalski'nin radyoda dinlediği şarkılar beni oldukça etkiledi.

Yanımızda "uzay filmi mi, of çok sıkıcı, ben başka bir filme bakayım" diyen arkadaşı ise iyi ki zorlamışız. Film boyunca verdiği şaşkınlık nidaları ve  sonrasında tam 2  gün boyunca filmin etkisinden çıkamayıp herkese önermesi ile ısrarımızda haklı çıktığımızı bize kanıtladı. Filmden büyük beklentileri olan bizler zaten çok beğenmişken, hiç beklentisi olmayanların yaşadığı şaşkınlığa (özellikle de bir uzay filmini beğenmiş olmalarının şaşkınlığı :) ) şahit olmak çok güzeldi.


9 Ekim 2013 Çarşamba

Riddick(The Chronicles of Riddick)

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/riddick/

Heyecanla beklediğimiz Riddick Cuma günü sinemalara geldi. Ama biraz hayal kırıklığı oldu. Riddick Günlükleri daha başarılıydı bilim kurgu açısından.

Film kötü olmamakla beraber bilim kurgudan çok aksiyon içeriyor. Devam edecek seri için bir geçiş hikayesi tarzında olmuş. Ödül avcıları yine Riddick'in peşinde. Bu kez soğuk gezegen UV-6 nın yerine, kızıl, ayı geceleri aydınlatmayan ve tuhaf yaratıkların bulunduğu bir gezegende anti kahramanımız. Gezegen'e veya yaratıklara isim bulma konusunda zahmete girmemişler. Ki bu da yine hikayenin bilim kurgu yanını zayıflatmış. 


Hikayenin neden Necromanger'lar üzerinden devam etmediğini merak ettim ve internette dolaşırken aslında Riddick Günlükleri'nin serinin ilk filmi olmadığını öğrendim. İlk film mütevazı bir bütçe ile çekilen Pitch Black miş. Aslında Riddick Günlüklerindeki Imam ve Jack bu filmde de bulunan karakterler. Ve Riddick'teki Johns da yine ilk filmdeki John karakterinin babası. Seri ile ilgili wikiyi okurken son iki filmde anlam veremediğim olayları çözmüş oldum böylece :)


İlk filmden sonra birde Dark Fury adında animasyon yayınlanmış. Bir de Slam City adında kısa bir flaş animasyon...


Serinin devamı gelecek gibi görünüyor. Bence elde gerçekten güzel malzeme var. Necromanger'lar ve Yeni Mekke konusuna yoğunlaşarak devam edilirse dini inançların gelecekteki durumunu yorumlayan bir seri çıkabilir karşımıza. İlk Lord Marshall Covu'nun eşiği geçip Underverse'e nasıl gittiği, burada yaşadıkları ve nasıl Lord olduğu başlı başına bir film olabilir mesela. Tabii ki son Lord Marshall Riddick'in de karanlık tarafını bırakıp iyilerin tarafına geçtiği ve evrendeki Necromanger istilasına son verdiği bir senaryo da beklentiler içerisinde.


Filmlerde bulamadığımız detayı kitapta arasak da bulamayacağız Goodreads'daki okuyucu yorumlarına bakılırsa. Bu yüzden devam filmlerini beklemek durumundayız.

Seri ile ilgili detaylı bilgi için aşağıdaki wikiye bakabilirsiniz.
http://riddick.wikia.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Translate