30 Temmuz 2013 Salı

Tourists (Turistler)

Yazının güncel adresi : http://www.kurgu-bilim.com/tourists-turistler/

Sonunda bir gün, bir uzay gemisi dolusu, her biri farklı gezegenlerden olan uzaylı turistin yolu dünyaya düşer.

Tor e-kitaptaki kısa bilim kurgu öykülerinden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Hatta kitaptaki tüm öykülerin çok güzel olduğundan şüphelendiğimi bile söylemiştim. Maalesef geçen haftadan beri güzel bir öyküye rastlayamadım ve başladıklarımın hepsini yarıda bıraktım.



Sonunda bugün, 4-5 denemeden sonra bu öyküye rastladım.
Sean Craven adlı yazarın öyküsü e-kitabın 975. sayfasında yer alıyor ve 14 sayfadan oluşuyor.
Diğer 3 öykü kadar beğendiğimi söyleyemem ama yine eğlenceli bir konusu var.



İlk sayfadaki "I wondered if it was my fault the aliens had stolen my grandmother." (uzaylıların büyük annemi kaçırmasının benim hatam mı olduğunu merak ediyordum) cümlesini okuduktan sonra merak ederek devam etmeye karar verdim.

Uzaylı turistlerin her biri değişik gezegenlerden ve fizyolojileri birbirlerinden çok farkı. (Yazar, birkaç tanesini detaylı tarif ettiği halde ben pek gözümde canlandıramadım açıkçası) Dünyaya geldiklerinde ilk olarak turistik bir tur yapıyorlar, piramitleri, Machu Picchu'yu geziyorlar, televizyonlara röportajlar veriyorlar, Papa'yla, Dalai Lama'yla tanışıyorlar. Öyküyü kendi ağzından dinlediğimiz, büyük annesi ile yaşayan kahramanımız uzaylıları tüm dünya ile birlikte televizyondan takip ediyor.

Büyük anne ilginç bir karakter. Sonradan zehirli olduklarını anladığı (aslında halusinasyon gördüren) mantarları yedikten sonra, Tanrı'nın varlığını hiç olmadığı kadar fazla hissedip çok dindar bir Hristiyan olmuş zamanında. Aynı zamanda oldukça maceracı bir büyük anne olmasıyla beraber, konuşmaları ile insanları ve uzaylıları etkisi altına alabilen etkileyici bir kişiliğe sahip.

Günün birinde uzaylılar turistik gezilerini tamamladıktan sonra yolları büyük annenin kilisesine düşer. Ve büyük annenin etkisi altında kalırlar. Görüşmeleri sıklaşıp ilişkileri samimileşir. Ve evrendeki yolculuklarına büyük anneyi de dahil etmek isterler.

Ama önce ikna etmeleri gereken biri vardır. Dünyada tek yakını büyük annesi olan genç torun. Hem  kendisi varken uzaylılar neden yaşlı büyük anneyi götürmek isterler ki? :)

İyi okumalar

28 Temmuz 2013 Pazar

The Neighbors - Bilimkurgu Sit-com

Yazının güncel adresi : http://www.kurgu-bilim.com/the-neighbors-bilimkurgu-sit-com/

The Neighbors New Jersey'de yeni yapılan bir sitenin tamamını satın alarak yerleşen, başka bir gezegenden gelen insan kılığına girmiş uzaylıların dünyaya uyum sağlama sürecinde yaşadıklarını anlatan 2012 yapımı bir komedi dizisi.



Uzaylı ailelerden birinin kendi gezegenine dönmesiyle boşta kalan eve dünyalı bir aile yerleşir ve uzaylılar ilk defa dünyalılar ile temas etmiş olur.Dünyalı aileden insanlar hakkında, yaşayışları, gelenekleri hakkında bilgi almaya başlarlar.


Dizinin henüz sadece bir sezonu çekilmiş, fakat devam anlaşması yapılmış.
Sitcom dizilerinde belirli bir alışma süreci oluyor, hem izleyici hem de diziyi yaratanlar açısından. İlk bölümler klişe esprilerle dolu olsa da bölümler ilerledikçe senaryo zenginleşip, güzelleşebiliyor, karakterler oturuyor. Şu anda en sevdiğim komedi dizisi olan The Big Bang Theory'ye de en başta hiç ısınamamıştım. Devamı gelirse bu diziye daha çok ısınırım diye düşünüyorum.

90'larda yayınlanmış olan 3rd Rock From The Sun adlı efsane diziyle benzerlikler taşıması beni bu diziyi izlemeye teşvik etti. 3rd Rock From The Sun'da, dünyaya insanları incelemeye gelen dört kişilik uzaylı  araştırma ekibi, dünyalı sıradan bir aile kılığında, Ohio'ya yerleşir ve insanları anlamaya çabalar. Her bölüm sonunda evin çatısında buluşup günün değerlendirmesini yaparlar.



The Neighbors'ın konusu güzel ve eğlenceli, umarım daha özgün bir şekilde devam etmeyi başarır ve 3rd Rock From the Sun'ın kopyası olmaktan öteye geçer.

26 Temmuz 2013 Cuma

Wishlist - Bilim Kurgu Temalı Şarkılar ve Düşündürdükleri - 3

Yazının güncel adresi : http://www.kurgu-bilim.com/wishlist-pearl-jam/

Pearl Jam çucukluğumdan beri en sevdiğim gruptur. Dinlemeyi zaman zaman azaltsam da hiç bırakmadım bunca yıldır.
Ten albümünü kaçırdım ama Vs ilk çıktığı anda yakaladım. (13 yaşında falandım sanırım, yaşım da ortaya çıktı böylece)


Karakterimin oluşmasında büyük etkileri olduğunu söyleyebilirim.
Bir ergen düşünün -ki 13 yaşında, kaseti(!) başa sararak 10 kere aynı şarkıyı dinliyor sonra bir sonraki şarkıya geçip aynı rutine devam ediyor. Pil dayanmıyor ufaklığa. Beraberinde hayaller, hayaller :)
Sonra üniversitede farkettim ki Tom Robbins diye bir yazar var, o da Seattle'dan. Beraber ne iyi gidiyorlar.
Ve dün facebook'ta bir şarkılarını paylaştım : Elderly Woman Behind the Counter In A Small Town, 13 yaşımdaki halime ithaf ettim şarkıyı "ben hala aynı şarkıları dinliyorum" diyerek :)
Konumuzla alakası bir cümleden ibaret bir şarkı sözü, benim de hayallerimi süsleyen bir dilek, Wishlist şarkısından:

"I wish I was an alien at home behind the sun"


Bir bakıma bizler de güneşin arkasındaki gezegenden birer uzaylı değil miyiz aslında? :)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

We Have Always Lived On Mars

Yazının güncel adresi: http://www.kurgu-bilim.com/we-have-always-lived-on-mars/

Tor Yayınevinin yayınladığı e-kitap öyle iyi oldu ki benim için. Keşfettiğim için gerçekten çok mutluyum.
Öğle tatillerim için çok keyifli ve doyurucu bir aktivite haline geldi.
Bugün 3. öykümü de okudum. 

Daha önceki yazımda sormuştum kendime "Hislerim mi kuvvetli, yoksa ilk cümleden bir öykünün iyi olacağını anlamak çok mu kolay " diye, bugün yeni bir alternatif eklendi : "Yoksa bu e-kitaptaki bütün öyküler mi çok güzel" şeklinde. :)

Öykünün adı : We Have Always Lived On Mars (Biz Her Zaman Mars'ta yaşadık)
Yazar: Cecil Castelluci.
E-kitabın 690. sayfasında yer alıyor.

Mars'ta geçen öyküleri her zaman çok sevmişimdir. Kolonilerin kuruluşu, insanların ortama adapte olmak için çabalamaları, her zaman gerektiğinden daha az miktarda bulunan temel ihtiyaçların karşılanması için verilen mücadeleler..Temel ihtiyaçların karşılanması için birlikte çalışan insanların arasındaki sosyal dengelerin dünyadakinden ne kadar farklı olabileceğinin düşünülmesi ve her öyküde vurgulanabilecek yeni bir konu bulabilmek.. Bu açılardan koloni yaşamı bilim kurgu yazarları için çok geniş bir kaynak diye düşünüyorum.

We Have Always Lived On Mars, bu kaynağın özgün bir şekilde kullanıldığı bir öykü bence. Önce çok standart başlıyor. Hiçbir şey olmadan öykü bitebilir ve bir koloninin Mars'ta geçen bir gününü anlatabilir sadece diye düşündürüyor. Ki bu bile benim için yeterli :) Ama öyle değil.

4 kuşaktır Mars'ta yaşayan ve çok küçük bir koloni kurabilmiş 24 kişilik bir insan topluluğuyla tanışıyoruz. Öyküyü küçük bir kızın gözünden öğreniyoruz. Önce koloninin geçmişi bize aktarılıyor.  

İlk gelenler hep yeni dalga kolonicileri beklemişler ancak onlar hiç gelmemiş. Sonra dünyayla ilişkileri tamamen kesilmiş. Dünyaya ne olduğunu öğrenememişler ama onları bu şekilde yalnız bırakmalarının olanaksız olduğunu farz ettikleri için  bir felaket olduğunu ve dünyada hayatın sona erdiğini düşünmüşler. 

Koloni sadece 24 kişiyi barındırabiliyor. Yeni bir birey doğduğunda en yaşlı olan oksijen tüpü olmadan ve korunaklı kıyafetlerini giymeden dışarı çıkıyor ve yeni bireye habitatta yer açıyor. 

İlk gelenler, habitatta daha fazla insana yer açmanın yıldızları izlemekten daha önemli olduğunu düşündükleri için gözlem evini ve teleskobu devre dışı bırakmışlar. Buradan çıkan malzemeyi de habitatı genişletmek için kullanmışlar. 

Mevcut oksijen tüpleri sadece iki saatlik oksijen ihtiyacını karşılayabiliyor ve koloniciler sadece 1 saatlik mesafe kadar uzaklaşabiliyorlar habitattan. 

Uzay giysileri 4 kuşak önceden kalma ve çok yıpranmış durumdalar..Ve günün birinde olağanüstü birşey oluyor. Küçük kahramanımız habitat dışındayken elbisesi yırtılıyor ve beklenilenin aksine ölmüyor. Sonunda Mars'a adapte olan kuşağın yetiştiğini düşünen koloni, küçük kahramanımızı 2 saatten daha uzak bir mesafeye keşfe gönderiyor..

Zaten 10 sayfa olan öyküden bu kadar bahsetmek yeterli sanırım. (hatta "yeterli"den fazla bile olabilir, sadece detaylardan ve sonundan bahsetmedim :) )

Öykünün sonu bomba gibi. 

Anlatımı ise çok yalın ve akıcı.

Hala karar veremeyen varsa hangisinden başlayayım diye, bundan da başlayabilirsiniz..



"Everyone works at living. Or else we all die."
"We have been trying to infect the planet with life so that we can make it ours."

İyi okumalar..

23 Temmuz 2013 Salı

Six Months, Three Days

Yazının güncel adresi : http://www.kurgu-bilim.com/six-months-three-days/

Tor e-kitaptan okumaya devam ettim bugün öğle tatilimde..
Hislerim mi kuvvetli, yoksa ilk cümleden bir öykünün iyi olacağını anlamak çok mu kolay bilemiyorum ama seçtiğim ikinci öyküye de bayıldım.

Six Months, Three Days, Charlie Jane Anders adlı yazarın öyküsü.

Okuduğum en ilginç aşk hikayelerinden biri..
Kapsam dışı mı dediniz? Siz öyle sanın.

Bu ilginç aşk hikayesinin erkek kahramanı geleceği görebiliyor, kadın kahramanı ise birçok olası geleceği görebiliyor. Aralarında büyük bir benzerlik olduğunu düşünebilirsiniz ama aslında yine yanılıyorsunuz. :) Bu aralarındaki en büyük fark. İlki kendini geleceğin kölesi gibi hissederken ikincisi, yaptığı her seçimle geleceği değiştirebileceğini düşündüğü için kendini kaderinin ve geleceğin efendisi gibi görüyor.

İlk randevularında tam 6 ay 3 gün sonra ayrılacaklarını biliyorlar.

Adam bu ilişkiyi yaşamaya mecbur olduğundan kadınsa kendini mevcut durumlar arasından en güzel geleceğe taşıyan kombinasyonun, bu "bitmeye mahkum ilişki" olduğunu düşündüğünden yine de başlıyorlar.

Altı aylık aşklarını, ilişkilerini, paylaştıklarını, tam olarak ne zaman ve neden olacağını bildikleri halde yine de yaptıkları ilk büyük kavgalarını okuyoruz.

Hangisinin haklı olduğunu merak ediyoruz 18 sayfalık öykü boyunca. Gerçekten ufak dokunuşlarla gelecek değiştirilebiliyor mu yoksa tek bir olasılık mı mevcut diye..

Sonu ise diğer öykü gibi yine çok güzel ve biraz da muzip :)
Okumak isteyenler için sayfa 141'de.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

The Times They Are A-Changin - Bilim Kurgu Temalı Şarkılar ve Düşündürdükleri - 2

Yazının güncel yeri için : http://www.kurgu-bilim.com/the-times-they-are-a-changin-bilim-kurgu-temali-sarkilar-ve-dusundurdukleri-2/

Her iş değiştirme dönemimde Bob Dylan dinlediğim için artık Bob Dylan dinlemekten korkar oldum. Yine de üstüste, sabah akşam dinlemezsem lanet kendini tekrar etmez belki.
O yüzden sadece bir kere dinledim bu gün "The Times They Are A-Changin" 'i.


Bilim kurgu temalı değil  ama bana zihinsel olarak zamanda yolculuk yaptırıyor..
Lanetin ilk başladığı döneme götürüyor beni. Masamda çalışamaz durumda oturup vakit geçirmeye çalışırken güç almak istercesine tekrarladığım sözleriyle "don't criticize what you can't understand" ..
Servisle evime döndüğüm 1,5 saatlik yolda, bundan sonrasının hep daha iyi olacağını hayal ederken, artık daha güçlüyüm diye düşünürken yine kulağımda çalan benzer Bob Dylan melodileri aklıma geliyor.
Sonra şimdiki zamana dönüyorum.Aradan geçen 2,5 yılı düşünüyorum. 7-8 ayda bir iş değiştirmelerimi..İçlerinden birinde yaşadığım kabus gibi 9 ayı..O dönemde gerçekten zamanda yolculuk yapabilmeyi ve aldığım o en berbat kararı değiştirmeyi ne kadar istediğimi..Sonra kurtulmamı..
Yeni işimde henüz 4. ayım dolacak. Bilmiyorum tam ama lanet kırıldı gibi hissediyorum..Daha az Bob Dylan dinlememin bu konuda bir payı var mı bilmiyorum :)
Bu şarkı beni zamanda dolaştırıp duruyor..Bu bir Zamanda Yolculuk şarkısı (hiç değilse benim için :) )



The line it is drawn 

The curse it is cast 
The slow one now 

Will later be fast 

As the present now 

Will later be past 

The order is 

Rapidly fadin' 
And the first one now 
Will later be last 
For the times they are a-changin'.


19 Temmuz 2013 Cuma

Dress Your Marines in White


Tor yayıncılığın 5. yılını kutlmak amacıyla yayınladığı ücretsiz e-kitaptan daha önce bahsetmiştim.
Bugün 3817 sayfalık ve 151 öykülük kitaptan ilk öykümü tamamladım. (Öğle arasında tabii ki :) )

İsimlerine bakarak seçtiğim 4 öyküden 4. sünün ilk cümleleri beni hemen öyküye bağladı.
Dress Your Marines in White - Emmy Laybourne.


Kitabı indirmiş olup hangi öyküden başlasam diye düşünenler varsa bu öyküden başlamalarını tavsiye edebilirim.



16 sayfalık öykü boyunca öyküden bir an bile kopamadım. Anlatımı çok akıcı, hikayesi ise oldukça sürükleyici. İngilizce olması hiç zorlamadı. Çok fazla teknik terim olduğundan genelde bilim kurgu türündeki kitapları İngilizce okumak beni yorar ve sıkar. Bu durum Dress Your Marines in White için geçerli değil :)

Öykü, gelecekte geçiyor. Kahramanları, MORS adı verilen biyolojik silah üzerinde çalışan bilim adamları ve askerler.
Öyküyü James adında bir laboratuvar asistanının gözünden izliyoruz. MORS'un insanlar üzerindeki etkilerini göstermek amacıyla generallere yapılan sunumda nelerin yaşandığını hem James'in iç sesinden hem de yazdığı rapordan öğreniyoruz.
MORS A, B, AB ve 0 kan gruplarında psikolojik ve fizyolojik olarak farklı etkiler gösteriyor. Deney için gönüllü olanlar ise müebbet hapse mahkum olan dört eski denizci.
Başlangıcı ve akışı oldukça güzel olan öykünün sonunun da çok çarpıcı olduğunu belirtmek gerek.

Bir başka "Tor e-kitap okumaları" yazısında buluşmak üzere :)

İyi okumalar...


18 Temmuz 2013 Perşembe

Tor.com'dan ücretsiz e-kitap

Şu ana kadar günümü güzelleştiren şeylerden birini "kapsam içi" olduğu için paylaşmak istedim.

Arkadaşla birlikte tasarladığımız süreç süper çalışıyor. tw.decision.recete.karar == "yok yok bu değil". Bu kapsam dışı. :)

Kayıp Rıhtım'ı takip ediyorum bir süredir. Sitede paylaşılan bu haber beni çok heycanlandırdı.

Özetle "Ender'in Oyunu", "Zaman Çarkı", "Yaşlı Adamın Savaşı" gibi serilerin yayıncısı olan Tor Yayıncılık, 5. yılını doldurmanın şerefine okurlara bir hediye hazırlamış: 151 adet fantastik/bilimkurgu öykü içeren 3817 sayfalık bir e-kitap. Dili İngilizce. Yazarların çoğunu tanımıyorum -ki bu benim için avantajlı yeni yazarlarla tanışmak açısından :) Yaşlandıkça ön yargılarımdan kurtulduğumdan bahsetmiştim değil mi :)

Tor.com'un sitesine bu adresten kayıt olup, ücretsiz şekilde kitabı indirebiliyorsunuz.
Ben indirdim ve öğle tatilinde kurcaladım bile. Gerçekten çok eğlenceli.
Hediye için Tor Yayıncılık'a, bilgilendirme için de Kayıp Rıhtım'a çok teşekkürler..

İşte kitaptaki öykülerden birinin kapağı:


İyi okumalar,

Not:  Öğlen aldığım bir haberle canım sıkıldı, modum artık düşük ve günüm artık o kadar da iyi geçmiyor :(

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Starman - Bilim Kurgu Temalı Şarkılar ve Düşündürdükleri - 1




Uzay temalı şarkıları sever misiniz? 
Ben bayılıyorum. 
David Bowie'de bu konuda ne çok malzeme var.
David Bowie'ye de bayılmamın nedeni bu olsa gerek..



There's a starman waiting in the sky
He'd like to come and meet us
But he thinks he'd blow our minds
There's a starman waiting in the sky
He's told us not to blow it
Cause he knows it's all worthwile
He told me
Let the children lose it
Let the children use it
Let all the children boogie


Öğle tatilimi internette gezinerek ve çayımı içerek geçirmeye çalışırken, bir yandan da youtube'da David Bowie dinliyorum, üstüste aynı şarkıyı, bu keyfi paylaşmak istedim.



Bu şarkıyı her dinlediğimde çocukluğuma dönüyorum.
Pencere kenarındaki yatağıma uzanıp perdeleri açıp gökyüzüne baktığımı, yıldızları izlerken nasıl mutlu olduğumu, bir yandan da bir ufo görmek için içimden dua ettiğimi hatırlıyorum.  (İtiraf edeyim sınav stresim falan olduğunda beni kaçırmalarını bile dilediğim olmuştur :) )
O zaman emindim, eğer gökyüzünü yeterince sık izlersem günün birinde mutlaka ufo görecektim.Bir yandan da endişeleniyordum ya ben yatağıma gelmeden bir tane geçmişse, kaçırmışsam diye..

Sanırım geceleri yeterince gökyüzünü izleyemedim ya da bütün gösterileri kaçırdım :)



14 Temmuz 2013 Pazar

Denizatı Vadisi - Selim Erdoğan


Denizatı Vadisi’nin ilk baskısı, Nota Bene yayınları tarafından 2012’de yapılmış. Kitabın tanıtımında, Denizatı Vadisi'nin yazar Selim Erdoğan’ın ilk romanı olduğu yazıyor . İlk roman için fazla iyi değil miydi diye düşündürdü beni. Gerçekten bir başlangıç olamayacak kadar ustaca yazılmış bir roman.


Geleceğin dünyası suç ve ceza açısından ele alınıyor. Suç, suçlu, ceza gibi sözcüklerin ortadan kalmış olduğu bir dünyada geçiyor olay. Bir yandan önemli kuralları ihlal etmiş olan üst düzey yönetici konumundaki bir bilim adamının yargılanışını ve alınan karar sonucunda gönderildiği Denizatı Vadisini aramasını, keşfetmesini anlatırken, bir yandan da sözcüklerin ortadan kalkmasının kavramları da ortadan kaldırıp kaldırmayacağı sorgulanıyor.  İlk başta ideal ve adil gibi görünen bu dünya bir süre sonra paranoyaları besleyen, kısırdöngüsel bir distopyaya  dönüşüyor.


Tartışılan ölümsüzlük konusunun dünyayı ekolojik, sosyal ve siyasal olarak nasıl etkileyeceği, geleceğin dünyasındaki cezalandırma sistemi gibi kitabın ana temasını oluşturan konular çok yeni olmasa da başarılı ve farklı bir yorumla işlenmiş. Özellikle baş kahramanın Denizatı vadisine ulaşması için bırakıldığı tüneller sistemi fazlasıyla detaylı ve  başarılı bir kurgu.

Yazarın tarzını Philip K. Dick’e benzettim. Özellikle Gökteki Göz ve Mars’ta Zaman Kayması romanlarındaki paranoyak atmosferi hissettim okurken. Benim gibi fazla empati kuran insanlar için okuması yer yer zorlayıcı bir eser ama zorlaması sevmeme engel olmadı.



Yazarın yeni romanı "İkibinseksekdört" ü okumak yeni hedefim :)


İyi okumalar,


Not: Yazarın roman hakkında verdiği röportaja bu linkten ulaşabilirsiniz..

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Wasteland - Büyük Islak'tan Yüz Yıl Sonra Amerika'da Bir Yerde

Yazın başında körkütük hasta olmak çok sıkıcı, bir o kadar da sinir bozucu. Hem de bu havada üşütmüş olmak, kendini her türlü esintiden mahrum bırakmak ve oda sıcaklığında su içmek, bir sürü ilaç yutmak gerçekten çok bunaltıcı.

Raporlu olduğum Pazartesi günü evden çalışabilmeyi çok istedim ama şiddetli öksürük nöbetlerinden sızlayan vücudum buna müsade etmedi malesef, kitap okuyup kafamı dağıtmama bile müsade etmedi aslında. Dizi max vice’da sevdiğim cinayet dizileri yoktu, olanları da izlemiştim.

En kolayı çizgi roman olur diye düşünüp uzun süredir kenarda bekleyen Wasteland’in ikinci cildine başladım. Birinci cildinden daha önce bir yazımda bahsetmiştim.



Yine iki kitaptan oluşan ikinci cildi de hasta yatağımda tamamladım. (Bununla birlikte Kavgam’ın manga versiyonunu da yarıladım ama  malum: kapsam dışı J )


İkinci ciltte yer alan iki kitabın adları : Kara Çelik ve Köpek Kabilesi.


İlk kitap birinci ciltteki hikayenin kaldığı yerden devam ediyor. Birinci ciltte az çok tanıdığımız bir ırk olan vahşi Kum Yiyenler ile daha yakından tanışıyoruz. İlk 6 sayfa Kum Yiyenlerin dilinde geçiyor, oldukça farklılaşmış bir İngilizce konuşuyorlar ve anlaması çok güç, iki kere üstüste okuyup çözmeye çalıştıysam da hala pek anlamadığım yerler oldu. (Hasta kafasından kaynaklanabilir tabii ki, emin değilim)


Yavaş yavaş ilk ciltte karşılaştığımız iyi ve kötü baş karakterlerin özel güçlerinden ve birbirleri ile ilişkilerinden haberdar oluyoruz. Ancak veriler hala çok yetersiz bu da merak duygusunu canlı tutuyor.



Açıkçası ilk kitapta sıkıldım biraz, çizimler okuyucuyu içine çekse de, karamsar olduklarını kabul etmek gerek, ayrıca yer yer kimin kim olduğunun anlaşılamadığı sayfalar da vardı ve beni zorladı. Zaten haziranda hasta olmanın can sıkıntısı üzerimdeyken bir de üstüne okuduğum sayfalara on kere geri dönüp hala anlayamamak iyice sinirimi bozdu. (Sanırım Wasteland için yine uygun bir zaman değildi, ısrar etmeseydim keşke J )

İkinci kitapta ise adından anlaşılabileceği gibi köpek kabilesi denen bambaşka bir ırkla karşılaşıyoruz. Güzel kurgulanmış bir öykü.. Baş karakterler açısından birinci kitabın devamı gibi görünse de aslında içinde bambaşka bir de küçük bir hikaye barındırıyor.



Yazar, kitabın sonunda köpekleri çok sevdiği için bu ırkı yaratmakta çok zorlanmadığından bahsediyor. Bütün köpek kabileleri aynı hiyerarşik düzende yönetiliyor, konuşmalarında köpek eylemleri geçiyor (patilemek, koklamak gibi). Kabilelerin şeflerine Alfa deniliyor. Kabiledeki her bireyin 1 ya da 2 tane köpeği oluyor ve bu köpeklerle güçlü bağlar kuruyorlar. Kendine özgü ahlak anlayışlarının olması ile beraber, sadakat kabilelerin en önemli değeri.  


İki köpek kabilesinin birbiriyle ilişkisini, aralarında 3 yıl önce geçen trajik hikayeyi ve bunun günümüze yansımalarını okuyoruz. Ancak bunu anlamak da biraz zor, çünkü iki hikaye içiçe geçmiş durumda ve birinin 3 yıl önce olduğunu baya sonra anlıyoruz. Sonrasında ilişkiyi kurmak çok zor olmasa da ek açıklamaların bulunması (3 yıl önce  vs bugün vb.) daha iyi olabilirdi. Okur anlamak için biraz emek sarfetsin istemiş olabilirler tabii, neden olmasın. J   


Köpek Kabilesi hikayesi kendi içinde bir sona ulaşsa da, büyük resim açısından yine heyecanlı bir yerde bitti 2. Cilt. 3. Cilt henüz yayınlanmadı bildiğim kadarıyla. Bir bekleyiş daha başladı ne acı.. J
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Translate