26 Mayıs 2013 Pazar

Okuma Günlüğüm

11-12 yaşımdan itibaren okuduğum kitapları kayıt altına almaya başladım. (Yazık oldu daha öncesinde okunan Jules Verne’lere ama yapacak birşey yok onlar için J )Önce bölük pörçük kağıtlarda kitabın ve yazarının adını not almaya başlayan bu takıntı, sonra kalemliğimde(çocuğum ya o zaman) taşıdığım bu listenin kaybolmasından çok korkmaya başlayacak kadar abartmamla devam etti.  Notları yıllar içinde birkaç farklı deftere aktardım. Gitgide kitaplarla ilgili aldığım notlar artmaya başladı. Nerde, hangi tarihte kitabı bitirdiğimi, kaç sayfa olduğunu, etkilendiğim karakterlerin adlarını listeme eklemeye başladım.

 Zaten başından beri üşenmeden paragraflarca alıntı yapardım el yazımla o zamanlar. Bir kitabı bitirme sürem şimdikinden de uzundu. J


Sonunda alıntılarımla kitap listemi birleştirdiğim 2001 tarihli ajandam ortaya çıktı. Şimdi darmadağın olsa da ona çok emek verdim ve hala kayıtlarımı ona yapıyorum. Artık alıntı yapmadığım için sadece ayda iki – üç satır eklendiğinden henüz bitmesine çok var neyse ki.. J Eh haliyle artık dijital bir kopyası da var ama ona kayıt yapmaktan o kadar da haz almıyorum. Ajandama, kitabı bitirdiğimi kaydetmek ise benim için en keyifli anlardan biri. Bunları okuyanlar benim yıllardır yazılım sektöründe çalıştığıma inanmayacaklardır heralde J




Artık okuduğum kitaplarla ilgili çok daha fazla kayıt tutmaya ihtiyaç duyuyorum. Çünkü artık eskisi kadar aklımda tutamıyorum ve işimle ilgili zaten aklımda tutmam gereken o kadar çok şey varken ikisine birden yetişemiyorum. Okuma günlüğü tutma isteğim bu nedenle çıktı işte. Bunu blog olarak tutmamı teşvik edenler ise eşim Ali, kardeşim Yelda ve arkadaşım Özgehan oldu.



Düşüncem, bilim kurgu tarzı ile sınırlı kalmak ve okudukça yazmak yönünde. Ama eski okuduklarımdan da kısaca tek bir yazıda bahsetmek istedim.  Bu yazı, o yazı oluyor.

Aşağıdaki tablo kitap listemden bilim kurgu tarzında olanların süzülmüş ve özetlenmiş hali. Özetlenmiş diyorum çünkü bir seri 7 ciltten ibaret oluyor zaman zaman, onları tek bir satıra topladım.

Şimdiye kadar okuduklarım arasında dördünü diğerlerinden çok ayrı tutuyorum. Rama serisi, Vakıf serisi, Ender Serisi ve Mülksüzler.  Bilim kurgu sevip bunları okumayan varsa – ki yoktur bence – çok şey kaçırıyorlar.  





Diğerlerini ise tablomda 1-10 arasında tamamen kendi yargılarıma göre puanladım.  Bazılarında dayanamayıp ondalık sayılar da kullandım mecburen. (Bir mühendis olarak bu yöntem bana iyi gibi geldi ama çok da emin değilim açıkcası) :) Değerlendirmeler kişiden kişiye oldukça fazla  değişiklik gösterebilir aslında ama benim burda sunduğum tamamen kişisel fikirlerim. Rama’nın birinci kitabını çok sevip diğerleri hiç yazılmamış olabilirdi diye düşünenler var örneğin ama bence Rama Bahçesinin yazılmamış olması dünya için büyük bir kayıp olurdu J




















Listemde düşük puanın pek bulunmamasının nedeni bir kitabı güzel bulmadığımda okumaya tahammül edemiyor olmam. Eğer listemde tamamlanmış olarak kaydedilmişse zaten o kitap benim için güzeldir J

Ancak bazı kitaplar bende hiç bir iz bırakmamış ilginç bir şekilde. Onları puanlamakta zorlandım. (En düşük olanlar onlar, 7 ve altı) Çoğu kitaptan  gözümde belirgin bir sahne kalır genelde ve kitabın tamamını aktaramasam da o sahneyi geleceğe aktarmaya çalışırım. Örneğin Ankara’nın Kurtuluş Parkındaki yürüyüş parkuru benim için, Hari Seldon’ın Galaktik Kütüphanesinin bahçesinde gezinti yaptığı yoldur. Paralel Dünyalardaki Eymür kıyısında yer alan küre kent ve Tuzla’daki araştırma merkezini gözümde öyle bir canlandırdım ki unutmam kesinlikle(uzun süren Ankara yaşantım ve kısa da olsa dolu geçen Tübitak maceram faydalı oldu bu konuda (Ben Tuzla’yı Gebze MAM olarak hayal ettim)). Ursula Le Guin’in bütün eserlerinin geçtiği dünyalar benim için Adrasan koyudur. Rama’nın ortamı ise içinde yaşamışım gibi hiç aklımdan çıkmaz, 8 bacaklı örümceklerle kankayım sanki. 



Geçmişle hesaplaşmamı yaptıktan sonra artık geleceğe bakabilirim sanırım J Hala ustaların tüm eserlerini okumayı bile tamamlamamışken daha çoook yolumuz var. J

2001 Bir Uzay Macerası
Arthur C. Clarke
9
Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl
Amin Maalouf
8
Cesur Yeni Dünya
Aldous Huxley
9
Vakıf Serisi
Asimov
10
Yanılsamalar Kenti
Ursula Le Guin
8
İç Deniz Balıkçısı
Ursula Le Guin
8,5
Rama Serisi
Arthur C. Clarke
10
İmparator Dünya
Arthur C. Clarke
9
Zaman Yolcusunun Karısı
Audrey Niffenegger
7
M.S. 2150
Thea Alexander
5
Dünya Hepimize Yeter
Asimov
8,5
Uzay Tacirleri
F.Pohl, Kornbluth
8
Yıldız Gemisi
Brian Aldiss
9,5
Pısırıklar Çağı
F. Pohl
7
İki Dünya Savaşıyor
Poul Anderson
7
Ergenlik Ayini
Alexei Panshin
8,5
Kobaylar Kampı
Thomas Disch
7
Cennetin Çeşmeleri
Arthur C. Clarke
8,5
Şehir ve Yıldızlar
Arthur C. Clarke
8,5
Ender Serisi
Orson Scott Card
10
Mars'ta Zaman Kayması
Philip K. Dick
9
Işık Tanrısı
Roger Zelazny
8
Çığrından Çıkmış Zaman
Philip K. Dick
9,5
Gökteki Göz
Philip K. Dick
8
Fahrenheit 451
Ray Bradbury
8,5
Vulcan'ın Çekici
Philip K. Dick
7
Asker Kaçağı
Çeşitli Yazarlar
9
Biz
Yevgeni Zamyatin
9,8
Solaris
Stanislaw Lem
9,5
Mülksüzler
Ursula Le Guin
10
Simulakra
Philip K. Dick
7,5
Karanlığı Taramak
Philip K. Dick
7
Şimdi ve Daima
Ray Bradbury
9
Albemuth Özgür Radyosu
Philip K. Dick
8
Yüksek Şatodaki Adam
Philip K. Dick
8,5
Rüyanın Öte Yakası
Ursula Le Guin
9
Richter 10
Arthur C. Clarke
9
Ubik
Philip K. Dick
8
Bağışlanmanın Dört Yolu
Ursula Le Guin
8
Dr Moreau'nun Adası
H.G. Wells
8,5
Zaman Makinesi
H.G. Wells
9
Yaşlı Adamın Savaşı Serisi
John Scalzi
8
Görünmez Adam
H.G. Wells
8
Paralel Dünyalar
Ahmet Saatçioğlu
8,7




24 Mayıs 2013 Cuma

Ölene Kadar Sonsuzluk


İlk defa Türk işi bir bilim kurgu okudum. Ahmet Saatçioğlu tarafından yazılan Paralel Dünyalar..
İlk baskısı 2003 yılında yapılmış, 2 baskı yapmış ama devamı gelmemiş. Mayıs 2013’te 3. Baskısı yayınlandı. Kapak tasarımı, adı, arka kapak yazıları ve Türk yazar tarafından yazılmış olması ile beni kendine çekti. Bir dakika bile düşünmeden aldım hemen.



 İtiraf etmeliyim ki birinci ve ikinci baskılarından hiç haberdar olmamıştım. Zaten 2003 yılında, bir Türk yazardan bilim kurgu okumaya karşı önyargılı olduğum için duysaydım da okumazdım heralde. Yaşlandıkça önyargılarım da azalmaya devam ediyor neyse ki.



Kitabı Bağdat Caddesindeki D&R’dan aldım. Kitabın içinde olduğu poşeti sallayarak çok da yakında olmayan evime yürüyerek gitmeye başladım. Sonra yoruldum ve bir banka oturdum. Aslında 2-3 saat 2 kız arkadaşımla oturup birşeyler içmekten ve mekandaki en kalorili salatayı yemekten başka birşey yapmamıştım. (Yürümeye de bu yüzden karar verdim zaten J )



Yorulmak bahaneydi aklım kitaptaydı.. Acaba nasıldı? Konu nasıldı, anlatımı nasıldı? İlk defa Türk bir yazardan bilim kurgu romanı okuyacaktım. Kötü çıkarsa bir daha cesaret edemezdim. Kendimi tanıyorum, hevesimi kırmamak lazım benim J Bilim kurgu dışındaki alanlarda çok sevdiğim ve bütün eserlerini okumaya çalıştığım birçok Türk yazar var. Zaman zaman kahve çeker gibi canım Ayfer Tunç okumak ister mesela. İhsan Oktay Anar’a daha çok yazmadığı için çok kızarım. Ama işte, Bilim Kurgu biraz daha farklı bir noktada duruyor.

Bankta oturduğum kısa süre içinde 20-25 sayfa okudum. Bir detayı vermek lazım : Sürekli yaptığım geri dönüşlerle, kafamı kitaptan kaldırıp aptal gibi göründüğüm ve etrafımdakileri güldüren uzaklara dalmış bakışlarımla ve cümle cümle değil de kelime kelime okumamla, dünyadaki en yavaş okurum.. J
Sonra hava karardı kalktım. Eve hala çok uzaktım. Yarı koşarak yarı hızlı adımlarla evime vardım. (Hayır çok kalorili yedim, bir araca binmem mümkün değildi, iyi ki de yürüdüm zaten J) Bu gazla bile 164 sayfadan ibaret incecik kitabı o Pazar günü bitiremedim. Yavaşım dedim ya..



Kitabın konusunu paralel dünyalarla pek pek bağdaştıramadım. 2013-2038 yılları arasında geçiyor konusu, yeni enerji kaynakları, 8 yıl kaymayla gerçekleşen Maya kehaneti, ölümsüzlük hapı,süper güç haline gelmiş olan Türkiye  gibi detayları göz önüne alırsak bizim yaşadığımız dünyaya paralel bir gerçeklik olarak düşünebiliriz. Ama ben okumadan önce Fringe gibi bir konu hayal etmiştim. J



Belki ilgisi yoktur ama, depremlerle ilgilenen iki bilim adamı bana Arthur C. Clarke’ın Richter 10’unu çağrıştırdı. Richter 10’daki Dr. Crane depremlere savaş  açmıştı ve insanları sonsuza kadar depremlerden kurtarmak için bilimsel araştırmalar yapıyordu. Paralel Dünyalarda ise deprem enerjisini depolayarak hem doğal enerji kaynağı olarak kullanmayı bu sayede depremlerin şiddetini düşürmeyi hem de bu vesileyle doğal enerji kaynakları tükenen dünyaya kazandırılan bu yenilikle Türkiye’yi bir süper güç haline getirmeyi planlayan yakın arkadaş olan iki bilim adamı söz konusuydu. İkisinde de arkadaşlardan biri politik konularla ilgilenirken diğeri bilim alanında kalmayı tercih ediyordu.



Yine Arthur C. Clarke’ın başka bir romanı olan Şehir ve Yıldızlar’daki, güneşin yerini yapay bir enerji kaynağının aldığı, dış dünyadan ve doğal hayattan tamamen kopmuş şehire benzettim kıyamet sonrası kurulan küre şehirleri.  Bana yazar, Arthur Clarke’tan biraz etkilenmiş gibi geldi.



Yazımın başlığını, kitabın içerisinde geçen ve ölümsüzlük hapı ile ilgili yazılmış bir bölümden aldım. Bana çok etkileyici geldi. Okumak isteyenler olursa diye bu konuda çok detay vermek istemiyorum.
Kitap distopya ile ütopya arasında gidip geliyor, tam karar veremedim aslında. Ülkemin süper güç olduğu bir geleceğe distopya demek istemesem de sonuçta gerçekleşen bir Maya kehaneti ve yok olan bir doğa var ortada. Bir yandan da hepsiyle mücadele edebilecek seviyede bir teknoloji ve her şeye rağmen yeni düzene alışan ve yaşamaya devam eden insanlar. Atmosfer çok da karamsar olmadığı için de ikisinin arasında kaldım. Ama ne tam olarak biri ne de diğeri benim kanaatimce.

Kitapta dahice olarak gösterilen bazı çözüm ve fikirleri çok da dahice veya yaratıcı bulmadığım oldu yer yer. “Bunu en başta düşünemediyse, bırak dahiliği çok aklı başında bile sayılmayabilir bu karakter” de dedim zaman zaman. Kitapta sunulan bazı keşifler ve geleceğe ait öğeler bilimsel altyapı olarak çok da sağlam değildi. Ama yine de konunun akışı, hikayesi, geçtiği ortam, karakterler oldukça güzel ve etkileyici.

Anlatım olarak çok akıcı ve yalın bir dil kullanılmış. Severek okudum hem de kendime göre iyi bir hızda.

- Eğer kitabı okumayı planlıyorsanız bu kısmı kitabı bitirdikten sonra okumanızı öneririm -

Kitabın her bölümü, tarih, yer yer saat, şehir ülke belirtilerek başlıyor. Yıl 2038, Kasım ayı, saat 9:05’te Dolmabahçe Sarayı’nda geçen son bölüm,  ters köşeye yatıran bir bölüm olmuş. Siren sesleri ile başlayan bölümde Türkiye’nin dünya savaşına girdiğini ve bütün ülkelere karşı savaştığını öğreniyoruz. “Madem öyle, haydi gidelim çocuk” cümlesiyle biterken ise mutlu son vadediyor.
23 Mayıs sabah saat 1:07’de son cümleyi okuduktan sonra uzun bir süre uyuyamadım...



İyi okumalar...

19 Mayıs 2013 Pazar

Çorak Topraklar - Bir Yol Hikayesi


Wasteland – Amerika’da 2006 yılında Oni Press tarafından yayınlanmaya başlayan bir çizgi roman serisi. Şimdiye kadar 38 sayısı yayınlanmış. Yazar, Anthony Johnston 60. sayıda seriyi bitirmeyi planlıyormuş.

Türkiye’de ise birinci cildin ilk basımı Ekim 2012’de Çizgi Düşler tarafından yapılmış. Şu ana kadar sadece 2 cilt yayınlanmış. 2 cilt 4 kitabı içeriyor ve 4. Kitabın sonunda büyük konunun altındaki küçük öykülerden biri tamamlanıyor.

Serinin Çizgi Düşler tarafından yayınlanmasını bir avantaj olarak görüyorum. Çeviriler çok güzel ve anlamlı. Julia serisi de 3. Ciltten itibaren Çizgi Düşler tarafından yayınlanmaya başladı ve artık “anlamadım ama neyse” diye geçtiğim her hangi bir diyalog kalmadı. J

Kitap, beni önce kapağıyla cezbetti. Sonra içini karıştırmaya başladım. Çizimler, kıyamet sonrasını anlatan karamsar ortamı çok iyi yansıtıyor. Bazı karelerde kimin kimi dövdüğünü tam anlayamasam da özellikle tam sayfa olan çizimler çok etkileyici olmuş.




Her zamanki gibi Kadıköy’deki Büyülü Dükkan’dan aldım Wasteland’in ilk cildini. Amacım yeni bir seriyi denemekti, çok da emin olmadığım için ikinci cildi almadım  ama şimdi pişman olmuş durumdayım.. J  Büyülü Dükkan’dan daha sonra başka bir yazıda bahsetmeyi çok istiyorum. Benim için oradan alışveriş yapmak çok zevkli bir aktivite halini aldı son 4 yıldır. (Kitaplığımın büyük bir bölümünü de, her birini buradan aldığım çizgi romanlarım işgal ediyor ayrıca, dağınıklığın kusuruna bakmayın :P J )




Yeni bir seriye başlamanın hevesiyle eve geldim ve okumaya çalıştım ancak ilk denemem başarısız oldu. Nitekim biraz sancılı bir dönemdeydim kendi hayatımda. Bir Nathan Never, bir Martin Mystere iyi gidebilirdi belki. Yüzeysel ve eğlenceli oldukları için. Ancak Wasteland, diğerlerinden biraz daha farklıydı. Çok daha iyi kurgulanmış ve derin bir öyküsü vardı. Öykünün içindeki karakterle empati kurabiliyordum ve kendi kapana kısılmışlığımı kitabın içinde de görmek beni rahatsız etti, okuyamadım.

Sonunda kafam rahatladığında, aylar sonra elime aldım kitabı yeniden. Önceden gerçekleştirmiş olduğum okuma teşebbüslerinden sonra, artık çok iyi olduğundan emindim ve kafam da hiç olmadığı kadar rahattı J

Sadece beni mi böyle etkiler bilemiyorum ama yine de depsesif bir modda iyi gitmeyeceğini düşünüyorum ve tavsiye etmem.

Öyküsünden bahsedelim biraz da. Konu da, anlatım da, akış da oldukça sağlam. Açıkcası konuyu, çizimlerden de başarılı buldum. Olay örgüsü, dünya çapında yaşanan büyük bir felaketin 100 yıl sonrasında geçiyor. Kurak bir iklim, verimsiz topraklar. Motorlu araçlar, ateşli silahlar, pilli basit cihazlar, bağcıklı botlar gibi kıyamet öncesine ait öğer kullanılırken, yemek, su, barınma gibi temel ihtiyaçların zorlukla karşılandığı, okuma yazmanın çok az kişi tarafından bilindiği ilkel bir ortam hakim. Mad Max’in dünyasına çok benziyor.


İlk Ciltte başından sonuna kadar gizem hakim. (Yeni bitirmiş olmakla beraber 2. Cilde biran önce başlama arzusu duyuyorum şu anda.) Kıyamet sonrasında mutasyona uğramış ve insanlıktan uzaklaşmış saldırgan yaratıklar , farklı dinlere mensup insan ırkları, zorbalar, köleler ve bol aksiyon içeriyor. Hayatta kalma savaşı, yolculuk, arayış kitabın temel öğeleri.  

Esteban’ın altın şehri gibi bir de efsane şehir var – A-Ree-Yass-I - ve herkes bu şehri arıyor. Şehir hakkındaki efsaneler ve rivayetler de oldukça çeşitli.  Büyük Islak denilen, ne olduğu tam bilinmeyen ama suyla ilgili olduğu bilinen kıyametin başladığı şehir burası  ve insanlar soruların cevaplarına bu şehirde ulaşabileceklerine inanıyor. Bazıları ise şehrin lanetli ve hastalık dolu olduğunu söylüyorlar.
Şehir isimleri, karakterlerin isimleri de başka bir çağa ait sanki..  



Ayrıca, Çizgi Düşler’in çeviri konusundaki hassasiyetini de tekrar takdir etmek istiyorum. Başka bir çağda geçen ve bozulmuş, değişmiş bir İngilizce’yi orjinaline çok uygun bir şekilde çevirmişler. Kısacası çok beğendim. Umarım diğer kitaplar da fazla bekletmeden ve merak ettirmeden yayınlanır. J


16 Mayıs 2013 Perşembe

Son Keşfim - Scalzi


Muhafazakar bir bilim kurgu okuyucusu olarak, kitapçıların bilim kurgu raflarında bir süredir rastladığım John Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı (Old Man's War) serisini uzun süre görmezden geldim.

İnsanların artık geleceği hayal etmelerine gerek olmayan, geleceği, düşündükları kadar hızlı bir sürede yaratabildikleri bir çağda Bilim Kurgu yazarlığı bana anlamsız geliyordu. (Aslında bu fikir babamın fikri ama 7 yaşımdan beri beni bilim kurguya pardon onun deyimiyle kurgu bilime boğan babamın fikirlerinden etkilenmem çok doğal değil mi? Annecim bunca süre seni bu kadar sıktığımız için özürler :*)

Tabii ki insanlar hala gelecek hakkında hayaller kuruyorlar, hayal kurmadan teknolojinin bu kadar ve sürekli olarak ilerlemesi mümkün olmazdı. Ancak hayal kuranlar artık yazarlardan çok üretenler şu anda (diye düşünüyorum ben)..Ki aslında bu müthiş bir şey. Gelecek kahinleri artık genelde ekonomi gibi sıkıcı konulardan bahsediyorlar. :)

Kitapçıların Bilim Kurgu raflarını incelerken rahatsız oluyorum. (Yine de kitap almak için interneti değil de kitapçıları tercih ediyorum. İnternetten kitap alışverişi yapmak kitapçı gezmenin hazzını vermiyor. ) Bir sürü fantastik kurgunun arasında tek tük yeni çevrilmiş, hakiki bir Bilim Kurgu var mı diye taramak, Bilim Kurgu rafını fantastik kurgularla dolduran zihniyete sövmek..:) Ara ara aklıma takılıyor acaba fantastik kurgu raflarına karışmış Bilim Kurgu var mıdır diye.Şimdiye kadar hiç rastlamadım.Pes! :)

Asıl konuya dönelim. Günün birinde o raflarda alabileceğim bir tek Scalzi kalmıştı. O günün geleceğini biliyordum. :) Bir çırpıda okudum 4 cildi. Hatta son iki cilt aynı konunun, iki farklı karakterin bakış açısıyla anlatımıydı. Yine de okudum. 

Beklediğim gibiydi. Basitti, klişeydi, yaratıcı değildi, vs vs..Koloniler, uzaylı ırklar, ırklar arası savaşlar, klonlar, hepsi tanıdık, hepsi defalarca benzer şekillerde anlatılmış. Ama çok akıcı ve sempatik olan anlatım tarzıyla yazar kendine öyle bir bağlıyor ki, kitabı elinden bırakamıyorsun. Esprili anlatımı neredeyse her sayfada güldürüyor. Son ciltte ise 2 bölümde gözlerimi dolduracak kadar duygusaldı. (Bir Bilim Kurguda böyle bir özelliğin çok da olmasına gerek olmasa da , yine de hoşuma gitti)

Ayrıca yaratıcı olmasa da fikirlerinden, tarzlarından etkilendiği yazarlara atıfta bulunması da oldukça hoşuma gitti. Benimle aynı yazarları okuyor olması ve o yazarların etkilerini de isimleri ile birlikte kitabın içinde görmek çok hoştu.
Böylece ilk defa bu kadar yeni bir Bilim Kurgu serisi okudum. Yeni derken 4 cilt 2005 - 2008 yılları arasında  tamamlanmış. 
Sonuç olarak yeni Bilim Kurgu yazarlarına karşı ön yargılı olmamaya karar verdim. 

Yazar Hugo ödülü almış..Whatever adında da bir bloğu var ve oldukça aktif kullanıyor.
Takip etmek isteyenler için adresi şu şekilde:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Translate