24 Aralık 2013 Salı

Love Story - Irving Cox

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/love-story-irving-cox/

Hikaye ilk olarak 1956 yılında Amerikan bilimkurgu dergisi If'te yayınlanmış.
Yazar Irving Cox ile ilgili bulabildiğim bilgiler doğum yeri, tarihi ve ölüm tarihi oldu. (England, Jr.Birthdate: 24 May 1917 Deathdate: 13 February 2001) Yazarın başka hikayeleri de dönemin bilimkurgu dergilerinde yayınlanmış.

If dergisinin 1956 nisan ayı kapağı
Hikaye anaerkil bir dünyayı anlatıyor. Modern dünyada anaerkilliğin hakim olduğu toplumlar bulunmasa da bazı tarihçilere göre ataerkillik dünyaya hakim olmadan önce anaerkil yönetimi benimseyen toplumlar vardı. Günümüzde Himalaya bölgesinde yaşayan Mosuolar son anaerkil toplum olarak görülüyor.

Mosuolar
Anaerkil deyince aklımıza ilk gelen de mitolojiden bildiğimiz Amazonlar oluyor. Yazar da hikayede bu anaerkil toplumda rol alan kadınları Amazon olarak nitelendiriyor.

Amazonlar
Bu alternatif evrende erkekler içinde ne olduğunu bilmedikleri bir bileşimi içmek zorunda bırakılarak kadınların emrinde yaşıyorlar. Kadınlar istedikleri erkeği satın alabiliyor hatta istediginde değiştirebiliyor. Erkeklerin görevi kadınları her açıdan mutlu etmek, çalışmak, para kazanmak ve istenilen lüksü karşılamak. Genç erkekler evlenene kadar evin dışında bulunan bir mahkumiyet kubikinde yaşıyor ve anneleri izin vermedikçe eve giremiyorlar. Bir erkek günde üç saat davranışlarını ve duygusal reaksiyonlarını şekillendiren romantik tv programlarını seyretmek zorunda. Kurallara uymayanlar ahlak timi tarafından cezalandırılıyor. Varolan bu anaerkil yapı planlanarak değil kazara oluşmuş. Olan şu ki popüler klişeler, tatlı romanslar ve reklam replikleri gerçeğin yerini almış. Bu alternatif evrende 19 yaşındaki George annesinin seçtiği Jenny ile evlendiriliyor. George küçüklüğünden beri bileşimi içmesine rağmen bağışıklığı olduğunu düşünüyor ve bunu gizlemek için rol yapıyor. Bu dünya düzenine son vermeyi planlayan George bileşimin üretildiği yeri bularak hepsini imha etmeyi amaçlıyor.

Love Story hikayesinin kapağı
Hikayede verilmek istenen mesajı anlamak için 1950lerin Amerika'sına gidelim. 1950ler televizyonun altın çağı. Hemen her ailenin evine bir televizyon girmiş ve boş zamanların büyük bir kısmında televizyon izleniyor. Radyo, tiyatrolar ve açık hava sinemaları eskisi kadar rağbet görmüyor. İnsanlar sosyal açıdan muhafazakar aynı zamanda materyalistik. Kapitalizmin ve tüketimin de altın çağı 1950lerde başlamış diyebiliriz. Yazar bu döneme tanıklık etmiş birisi olarak bu gidişle aşkın da tüketileceğini öngörmüş belli ki. 


Hikayede anlatılan kadın erkek ilişkileri tamamen yüzeysel, maddi ve fiziksel çıkarlara dayalı. İlişkide birinin diğer tarafın sahibi olma ve onu kontrol etme durumu vurgulanmış. Bazen 1950lerde erkeklere kocalık görevinin katı kurallar içinde yüklendiği fikrine kapılıp yazarın bu hikaye ile anlatmak istediğinin bu olduğunu düşünürken bazen de kadın rolünün getirdiği zorlukların öcü alınıyor gibi. Örneğin ortalama bir toplumda kadın evlenme yaşı gelince mümkünse zengin bir koca bulup yuvasının kadını olmalıdır. Çoluk çocuğa karışmalı ama yine de güzel ve bakımlı olmalıdır. Bir de günde birkaç saat brezilya dizisi veya Seda Sayan izlemeyi de ihmal etmemelidir tabikii:)


2004 yapımlı Stepford Wives filmini hatırlarsanız orada da erkeklerin kadınları kumanda ile kontrol edebildikleri bir kasaba söz konusuydu.

Stepford Wives film afişi
George'un bileşimi yok edip edemediğini merak ediyorsanız Project Gutenberg'den hikayeyi ingilizce olarak indirebilirsiniz. Gutenberg Project Love Story 

Bileşime ne gerek var zaten aşk mı kaldı diyorsanız bu taraftan:)>> Hala Aşk Var mı?

22 Aralık 2013 Pazar

2013 Yılının Fantastik ve Bilim Kurgu Filmleri - 5

Yazının güncel yeri için...

http://www.kurgu-bilim.com/2013-yilinin-fantastik-ve-bilim-kurgu-filmleri-5/

Yazının birinci bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazının ikinci bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazının üçüncü bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazının dördüncü bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Rest In Peace Department

TR'de Yayınlanan Adı: Ölümsüz Polisler
TR'de Vizyon Tarihi: 06.09.2013
Tarz: Fantastik - Komedi
Süre: 96 dk.
Imdb Puanı: 5.5
Yönetmen: Robert Schwentke
Oyuncular: Ryan Reynolds, Jeff Bridges

Konu ve Yorum : kurguBilim'de daha önce yayınlanan film yorumuna ulaşmak için -> http://kurgu-bilim.blogspot.com/2013/09/rest-in-peace-department-olumsuz.html





The Purge


TR'de Yayınlanan Adı: Arınma Gecesi
TR'de Vizyon Tarihi: 13.09.2013
Tarz: Distopya - Korku
Süre: 85 dk.
Imdb Puanı: 5.5
Yönetmen: James De Monaco
Oyuncular: Ethan Hawke, Lena Headey
Konu: Amerika sokakları arındırılmış, suç oranı sıfıra indirilmiştir. İnsanlar, görünürde barış ve huzur içinde birarada yaşamaktadırlar. Ancak bu günlere gelebilmek için büyük bir mücadele verilmiştir. Hem o mücadeleyi hatırlamak, hem de insanların içlerinde var olan ve bastırdıkları şiddeti açığa çıkartmaları için yılda bir kez arınma günü düzenlenmektedir. Arınma Günü, 24 saat sürmekte, bu süre boyunca, polis ve hastaneler hizmet vermemektedir. İnsanlar sokağa dökülerek birbirlerini avlarlar. Bu durum toplum tarafından tamamen normal karşılanmaktadır. Arınma gecesini destekledikleri halde, içlerinde şiddet barındırmayan bir aile, arınma günü öncesi önlemlerini alır ve evlerinde inzivaya çekilirler. Ancak ailenin küçük oğlu dışarıda, peşindeki eli silahlı kişilerden kaçan evsiz bir adama acır ve onu eve alır. Sokakta şiddet peşinde koşan insanlar evin etrafını sararlar ve şiddet evin içerisinde devam eder.

Yorum: Yine başarılı bir fikirle başlayıp, amacına ulaştırılamayan bir filmle karşı karşıyayız. Olayın sosyolojik, felsefi tarafları üstün körü geçilerek konu, bir evin içerisinde geçen kaçma kovalama, vurma kırma ve şiddet sahnelerine indirgenmiş. Sokakta olanlara daha fazla yer vermek, insanın içindeki şiddeti uyandıran şartlara, kan dökme isteğine ve nedenlerine, toplumsal şartlanmalara değinmek , böyle uç bir konunun nasıl bir toplumun normal olarak kabul ettiği bir etkinliğe dönüştüğünü açıklamak, tüm bunları District 9 tarzında yarı belgesel bir anlatımla aktarmak çok daha doyurucu bir yapım çıkarırdı ortaya. Ancak her zamanki gibi kolaya kaçılmış. Film yer yer Funny Games'i andırsa da ondan çok daha sığ olduğunu belirtmek gerekiyor. 

Riddick


TR'de Yayınlanan Adı: Riddick
TR'de Vizyon Tarihi: 04.10.2013
Tarz: Bilimkurgu
Süre: 119 dk.
Imdb Puanı: 6.5
Yönetmen: David twohy
Oyuncular: Vin Diesel, Karl Urban, Katee Sackhoff

Konu ve Yorum : kurguBilim'de daha önce yayınlanan film yorumuna ulaşmak için -> http://kurgu-bilim.blogspot.com/2013/10/riddickthe-chronicles-of-riddick.html#.UrbVqfRdV8E





About Time


TR'de Yayınlanan Adı: Zamanda Aşk
TR'de Vizyon Tarihi: 04.10.2013
Tarz: Bilimkurgu - Romantik komedi
Süre: 123 dk.
Imdb Puanı: 7.8
Yönetmen: Richard Curtis
Oyuncular: Domhnall Gleeson, Rachel McAdams

Konu: http://www.beyazperde.com/filmler/film-201760/

Yorum: Filmi henüz izleme fırsatım olmadı. Filmi izlediğimde yazının konu ve yorum bölümü güncellenecektir. 





Gravity


TR'de Yayınlanan Adı: Yerçekimi
TR'de Vizyon Tarihi: 11.10.2013
Tarz: Bilimkurgu
Süre: 91 dk.
Imdb Puanı: 8.4
Yönetmen: Alfonso Cuaron
Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney

Konu ve Yorum : kurguBilim'de daha önce yayınlanan film yorumuna ulaşmak için -> http://kurgu-bilim.blogspot.com/2013/10/yercekimi-hakknda-o-kadar-cok-konusuldu.html

20 Aralık 2013 Cuma

Hala Aşk Var Mı? - Redd

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/hala-ask-var-mi-redd/

Şimdiye kadar paylaştığım uzay/bilimkurgu temalı şarkıların hep İngilizce sözlü olduğunun farkındayım. Ancak bu yazı serisine başladığım zaman, günün birinde Redd'in Hala Aşk Var Mı şarkısı hakkında yazacağımı biliyordum.

Sonunda o gün geldi.

Yaklaşık iki yıl kadar önce bu şarkıyı ilk dinlediğimde melodisinden çok şarkının ikinci yarısındaki sözleri ilgimi çekmişti ve sık sık mırıldanmaya başlamıştım. Ay'a maymun yollamaktan, Mars'ta hayat aramaktan bahsediliyordu, dilime dolanması çok normaldi aslında :)




Bu sözlerle, bilim kurgu temasına sahip olmak değil, ciddi bir dünya eleştirisi yapmak amaçlıyordu aslında.


Çöpü kalmış elma masal
Bu toklukta adem n’apar
Esir olmuş televizyon bakar

Külü kalmış ateş masal
Akıl vermiş neye yarar
Hapı yutup rüyaya dalar

Bir melek bir şehir bir dünya var mı
Bir insan bir güzel hala aşk var mı?

Bu boşlukta insan n’apar
Canı sıkılır aya dalar
Kendi bakar maymunu yollar

Gözü döner adam asar
Sonra Mars’ta hayat arar
Canlı yayında şeytanlar
Bir melek bir şehir bir dünya var mı
Bir insan bir güzel hala aşk var mı

Bir melek bir tanrı bir şeytan var mı
Bir çirkin bir güzel , hala..

Bir melek , bir şehir bir dünya var mı
Bir insan bir güzel hala aşk var mı

Şarkı, Ay'a maymun yollayan, Mars'ta hayat ararken Dünya'da adam asan insanoğlunu eleştirirken, bir yandan masallara gönderme yapıyor, bir yandan da gerçek hayatın tekdüzeliğini, yalnızlaşan insanları vurguluyor. "Masal" kelimesinin hemen ardından gelen "televizyon esiri insanlar" cümlesi, masallardan ne kadar uzak bir hayat yaşadığımızı gözler önüne seriyor. Canlı yayındaki şeytanlarla kimlerin kastedildiği, video klibi izlemeden de çok net anlaşılırken, Tanrının, meleklerin, sevginin, aşkın, iyilik ve güzelliğin varlığı sorgulanıyor.  
Hala Aşk Var Mı, Redd'in Kirli Suyunda Pırıltılar adlı  albümünde yer alan ve grubun en beğenilen şarkılarından biri. 2006 yapımı Kirli Suyuna Pırıltılar grubun ikinci albümü. 
Redd hakkında daha detaylı bilgiye Vikipedi'den ulaşabilirsiniz:


14 Aralık 2013 Cumartesi

Gece Nöbeti (Night Watch) - Sergey Lukyanenko

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/gece-nobeti-night-watch/

Gece Nöbeti (Night Watch), Sergey Lukyanenko adlı Rus yazarın fantastik kurgu tarzındaki beşlemesinin ilk kitabı. Seri Gündüz Nöbeti (Day Watch), Alacakaranlık Nöbeti (Twilight Watch), Son Nöbet(Last Watch) ve New Watch (Yeni Nöbet) kitaplarıyla devam ediyor.

Her ne kadar beşlemenin tüm kitaplarını Türkçe isimleriyle belirtmiş olsam da, henüz beşlemenin sadece ilk kitabı olup Rusya’da 1998 yılında yayınlanmış olan Gece Nöbeti, Pegasus Yayınları tarafından dilimize kazandırılmış bulunuyor. 

Kitabın arka kapağında da belirtildiği üzere özellikle Rusya’da fenomen haline gelip, Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi eserleri geride bırakmış ve bir milyonun üzerinde kopya satmış, filmleri çevrilmiş böyle bir eser için Türkiye’de yayınlanma tarihi geç olsa da, devamı umarım daha kısa bir süre içerisinde yayınlanır. 

Bizler de kaybettiğimiz zamanı bu şekilde telafi edebiliriz.

Serinin beşinci kitabı olan New Watch’un henüz yayınlanmadığını, yayınlanma tarihi olarak Nisan 2014 tarihinin belirlendiğini söylemek gerekir. Ancak serinin kitaplarının uzunluğunu göz önünde bulundururak, aklımızda beşinci kitabı okumak için Nisan 2014’ten çok daha uzak bir tarih belirleyebiliriz. Ben en azından öyle düşünüyorum.J

Sergey Lukyanenko, 1968 Kazakistan doğumlu, elde ettiği başarıya nazaran oldukça genç bir yazar. Fantastik kurguya ek olarak bilim kurgu tarzında da eserleri var. 

Asıl eğitimi psikiyatri üzerine olan yazar, öğrencilik yıllarında kısa bilim kurgu öyküleri yazarak para kazanmış. Kısa bir süre profesyonel hayatına çocuk psikiyatrisi üzerine devam etse de daha sonra tam zamanlı yazarlıkta karar kılmış.




Gece Nöbeti, 3 öyküden oluşuyor : Kader, Kendi Türleri Arasında ve Sadece Onlar İçin. Birbirinin devamı niteliğinde olan bu öykülerin her birinde 7-8 sayfalık kısa bir önsözle öykülerin zemini hazırlanıyor. İlk öykü olan Kader'de ilk kitabın alt yapısı kurgulanmış ve Gece Nöbeti evreni okuyucuya tanıtılmış.

Öykülerin geçtiği dönemdeki gerçek dünya şartlarında Sıradan İnsanlarla bir arada yaşayan ve özel güçlere sahip olan Diğerleri kitabın kahramanları. 

Night Watch filminden bir kare

Bu seride Diğerleri ile kastedilenler büyücüler, vampirler, kurt adamlar, cadılar, şekil değiştirenler. Diğerleri, Aydınlık veya Karanlık tarafa hizmet edebiliyorlar. Vampirler ve Kurt adamlar doğaları gereği karanlık taraftalarken büyücüler, cadılar, şekil değiştirenler iki taraf arasında seçim yapıyorlar.

Aydınlık ve Karanlık unsurlarından bahsedilmeye ilk başlandığı andan itibaren bende Star Wars çağrışımları yarattığını itiraf etmem gerek. Aydınlık taraftakiler, insanlarla uyumlu bir şekilde bir arada yaşayıp, kendilerini onlardan üstün görmeyen, kendi çıkarlarını düşünmeden insanlığın iyiliği için çabalayan taraf iken, Karanlık taraf güçlerini kendi bencil çıkarları için kullananlardan oluşuyor. Buraya kadar gerçekten Star Wars’la birebir uyumlu. Star Wars’taki Aydınlık ve Karanlık tanımlarının kitabın esin kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Star Wars - Aydınlık ve Karanlığın Savaşı

Ancak, Gece Nöbeti'ndeki Aydınlık ve Karanlık arasında kurulmuş olan denge farklı ve yeni bir yaklaşım. Yüzyıllar önce, bir türlü bitmeyen, yüzbinlerce aydınlık ve karanlık varlığın ölümüne neden olan bir savaş yaşanmış iki taraf arasında. Bu savaşın iki taraf da tükenene kadar bitmeyeceğini anlayan liderler, aralarında bir anlaşma yapmışlar. 

Night Watch filminden bir kare

İki taraf da sıradan insanların hayatlarına, veya seçim yapan Diğerleri’ne müdahalede bulunamıyorlar. Eğer bulunurlarsa bu durum karşı tarafa benzer bir müdahale hakkı yaratıyor. Örneğin Aydınlık taraftaki bir büyücü, çok kolaylıkla yapabileceği bir iyileştirme büyüsünü yapamıyor, veya bir kara büyücü düşmanı olarak gördüğü birine kara büyü yapamıyor. 

Tüm bu kuralların ihlal edilmesini önlemek için Nöbet sistemi kurulmuş. Geceleri Aydınlık taraf nöbet tutarken, gündüzleri Karanlık taraf devriye geziyor ve uygunsuz durumları yakalıyorlar.

Günün birinde çok güçlü bir büyücünün geleceği, tarafını seçeceği, yeniden savaşın başlayacağı ve büyücünün seçtiği tarafın dengenin bozulması nedeniyle kazanacağı hakkında bir efsane var. Gece Nöbeti, bu efsaneye ait belirtilerin yavaş yavaş belirmeye başladığı dönemde geçiyor ve Anton adında sıradan bir Aydınlık büyücünün gözünden anlatılıyor.

Kitapta, sunulan farklı kavramlardan biri de Alacakaranlık olarak adlandırılan ve sadece Diğerleri tarafından geçilebilen bir başka gerçeklik. Normalde sıradan insanlar gibi görünen ve aydınlık ya da karanlık olduğu anlaşılamayan Diğerleri, Alacakaranlık boyutuna girdiklerinde insanlar ve güçsüz Diğerleri tarafından görünmüyorlar.

Gece Nöbeti, 2004 yılında, Gündüz Nöbeti ise 2006 yılında Timur Bekmambetov tarafından filme çevrilmiş. Filmlerin çevrildikleri dönemde çok fazla ses getirdiklerini, kısa bir süre sonra da kült film statüsüne eriştiklerini çok net hatırlıyorum. 4 yıl kadar önce, araştırmalarım sonucunda fantastik film tarzında kült olarak anıldıklarını öğrendiğim için iki filmin de dvd'sini satın almıştım. 


















O zaman filmlerin kitap uyarlaması olduklarını bilmiyordum. Gece Nöbetini izlemeye başlayıp fazla kanlı olduğu için yarım bıraktığımı hatırlıyorum. Ancak kitabı okuduktan sonra, böyle bir kitabın filminin çok korkunç olamayacağını düşünerek tekrar izledim. (Gündüz Nöbetini okumadığım için henüz izlemedim) 

Timur Bekmambetov, Angelina Jolie ve James McAvoy’un oynadığı 2008 yapımı Wanted fimini yönettikten sonra daha çok tanıdığımız bir yönetmen. Night Watch’un çekim teknikleriyle Wanted’ın benzediğini söyleyebiliriz, ancak Wanted’da kendini daha çok geliştirdiği aşikar. 


Filmin, klasik Rus sinemasına göre daha hızlı ve aksiyonlu bulunduğunu, Rus sinemasına hareket kattığını okudum bazı yorumlarda. Ancak sanırım mevcut duruma göre biraz eski kaldığından da olsa gerek bana biraz yavaş ilerliyor gibi geldi. Bu filmde kitaptaki ilk öykü yani Kader anlatılıyor. Kitapta olmayan, çok kanlı sahneler mevcut –ki beni oldukça rahatsız etti bu sahneler. Filmi fantastik kurgu tarzından çok korku tarzına yaklaştırıyor ve aslında kitapla da çok uyumlu değil. 

                                                        Night Watch filminden bir kare
Night Watch filminden bir kare
Ayrıca Alacakaranlık boyutunun filmde çok başarılı yansıtılmadığını düşünüyorum. Bunu karşılayan sahneler olsa da kitabı okumayan kişiler tarafından net olarak anlaşılabileceğini düşünmüyorum. Bunların dışında öykü açısından film kitaba uyumlu ilerliyor diyebiliriz.

Gece Nöbeti, konu itibariyle çekici, yenilikçi fantastik unsurlar içeren ,anlatımı ve çevirisi yalın olan ve rahat okunan bir kitap. Benzer yapıda olduğu için karşılaştırdığım Dresden Dosyalarındaki esprili anlatıma sahip olmadığını ve kahramanının Harry Dresden gibi sempati duyulan, hemen ısınılan bir karakter olmadığını düşünsem de büyük resimdeki hikayenin daha tatminkar ve etkileyici olacağına dair bir inancım var. O yüzden seriyi okumaya biran önce devam etmek istiyorum. Sizlere de öneririm.


11 Aralık 2013 Çarşamba

Zaman Makinesi - H.G Wells





Zaman yolculuğu...

Görünüşte  mantıklı  ancak  gerçekleşmesi  inanılmaz  oluşu,  insanı garip bir biçimde anakronizm  ve  büsbütün  bir  karmaşıklığa  davet  edişi.

Zaman Makinesi deyimi ilk olarak H.G Wells tarafindan kullanılmış. Bu kitabın temeli yazarın daha eski bir öyküsü olan Kronik Argonotlar'dan geliyor. Wells Kronik Argonotlar'ı yazı dizisi şeklinde gazetede devam ettirmeyi düşünürken editörden gelen teklif üzerine roman şeklinde yazmayı kabul etmiş.

Jules Verne
H.G Wells
H.G Wells, Jules Verne'i örnek almış olsa da tarzları çok farklı. Jules Verne'in hikayelerinde teknoloji her zaman ön plandadır. Bir olay anlatılırken teknolojik açıdan nasıl gerçekleştiğine daha çok yer verilir. Ancak H.G Wells teknolojiden ziyade toplumsal yapı hakkında tahminler yürütüyor. Jules Verne ile karşılaştırıldığında edebi açıdan da H.G Wells' i daha başarılı bulduğumu söylemeliyim. (Bir Jules Verne hayranı olarak kendimi ona ihanet ediyormuş gibi hissettim şu an) Demek istediğim şu ki Wells'in olayları anlatış biçimi daha süslü ve duygusal geldi bana. Verne'nin hikayelerinde ise daha yalın fakat heyecanlandıran bir anlatım biçimi var.

1960 yapımlı filmden bir kesit
İlk basım yılı 1895 olan bu hikayede baş karakter Zaman Gezgini, kendi icadı olan zaman makinesi ile 802701 yılına gidiyor! Nasıl bir hayal gücü düşünün. Öyle 2500 ler 5000 ler değil. 802701! Bu kadar geleceğe gitmeyi planlamıyor aslında. Ama makine bir kez çalıştı mı durdurması zor. Çünkü etrafında olup bitenlerin hızla değişimi onu tatsız duygular içinde bir düşüşe sürüklüyor. Yazarın Zaman Makinesi'nin çalıştığı süre boyunca etrafını ve hislerini anlatması o kadar etkileyici ki. Korkularını ve heyecanlarını birebir hissediyorsunuz. Bu anlatım şekli bana Poe'yu anımsattı. Aynı şekilde ondan ilham alan Lovecraft'ı. Bilimkurgu'da yazarın sizi hikayenin içine çekebilmesi en önemli şeylerden biri bence. Hele ki anlatılan hikayenin gerçek olması zor ise. Bunu sağlamak için de hislerin aktarılması gerekiyor.

Zaman Gezgini'nin eve dönüş anını canlandıran bir kare
Zaman Gezgini uçuk bir bilimadamı. Kitaptaki deyim ile 'doğasında mantıksız arzular bolca bulunduğundan' dostları ona güvenmiyor. Zamanda yaptığı yolculuktan döndükten sonra dostlarına yaşadıklarını anlatıyor. Bu uzak gelecekte insan ırkı Eloiler ve Morlocklar adı verilen iki farklı türe bölünmüş. Eloiler minik, zekadan yoksun, yaratma içgüdüsü olmayan  çocuksu yapıda bir ırk. Tüm yaptıkları yemek, oynamak ve uyumak. Morlockları ise sormayın gitsin.

Zaman Gezgini'nin Eloiler ile karşılaşmasını canlandıran bir kare
Zaman Gezgini Eloiler in dilini az çok çözse de bu minik insanlardan Dünya ya neler olduğu konusunda birşey öğrenemiyor. Üstüne üstlük Zaman Makinesini de kaybetmesi onu zor durumda bırakıyor. Zaman Gezgini çaresizce eve dönmeye çalışırken bir yandan da Dünya'ya olup bitenler konusunda kendince tahminlerde bulunup sonra bu tahminlerin yanlışlığına acıyor. Gelecek konusunda fiziksel, biyolojik ve sosyolojik tahminlere hikayede çokça yer verilmiş. Özellikle sosyolojik olarak bazı tespitlerde bulunup bunların sonuçlarını analiz etmeye çalışıyor Zaman Gezgini. Bu kadar uzak bir geleceğe gidince astronomik değişimler de göz ardı edilmeyip detaylıca anlatılmış.

Kitaptan uyarlama ve aynı ismi taşıyan 1960,1978 ve 2002 yıllarında çekilmiş filmler var. Bunlardan hikayeye en sadık kalınan 1960 yapımlı. Bu filmin yönetmeni devam filmi çekmeyi de istemiş ancak devam niteliğindeki film 2002 yılına kadar gelmemiş. 

1960 yapımlı filmin afişi 
2002 yapımlı filmin yönetmenliği  H.G Wells 'in büyük torunu Simon'a nasip olmuş. Film dünyanın hızla değişimini gösteren hızlandırılmış fotografik efektleri için Akademi Ödülü kazanmış. Kitapta bu bölümler öyle büyüleyici anlatılmıştı ki okurken aklımda canlandırmaya çalışmış ve nasıl görünür diye merak etmiştim. 2002 yapımlı filmi izlemiş olmama rağmen filmle ilgili hiçbirşey hatırlamamam ne tuhaf.

2002 yapımlı filmin afişi
1978 yapımlı film ise orjinal hikayenin modernize edilmiş hali. Zaman Gezgini 1970lerde Amerikan savunma sanayisi için çalışan bir bilim adamı olarak değiştirilmiş.

1978 yapımlı film hakkına bir tanıtım
Zaman Makinesi ilk H.G Wells kitabımdı ve hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Yazıyı kitaptan çok beğendiğim bir iki cümle ile bitirmek istiyorum.

Çünkü  erkeğin  iktidarı  ve  kadının yumuşaklığı,  aile  kurumu  ve  mesleklerin  ayrımı,  bir  fiziksel  güç  çağının  saldırgan  gereklilikleridir. Fiziksel dengenin ve güvenliğin sağlandığı koşullarda gücün, ister zihinsel, ister bedensel olsun, pabucu dama atılacaktır. Acı  ve  gerekliliğin  keskin  bileği  taşında  yaşıyoruz,  ama  o  lanet  bileği  taşı  işte  nihayet  kırılmıştı anlaşılan.

10 Aralık 2013 Salı

2013 Yılının Fantastik ve Bilim Kurgu Filmleri - 4

Yazının güncel yeri için...
http://www.kurgu-bilim.com/2013-yilinin-fantastik-ve-bilim-kurgu-filmleri-4/

Yazının birinci bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazının ikinci bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazının üçüncü bölümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

The Wolverine


TR'de Yayınlanan Adı: Wolverine
TR'de Vizyon Tarihi: 26.07.2013
Tarz: Fantastik - Aksiyon
Süre: 126 dk.
Imdb Puanı: 6.8
Yönetmen: James Mangold
Oyuncular: Hugh Jackman, Will Yun Lee
Konu: Serinin bu bölümünde, Jean ve Doctor X'in ölümünden sonraki dönem anlatılıyor. Yani X-Men Last Stand'in devamı olarak ele alınabilir.Wolverine, Jean'in ölümünden sonra inzivaya çekilmiştir. Onu inzivadan çıkaran olay, Nagazaki'ye atom bombası atıldığında,hayatını kurtardığı Japon bir askerin ölmeden önce kendisiyle vedalaşmak için Tokyo'ya çağırması olur. 

Yorum: Başarısız bir film olduğunu bilerek izledik. Aksiyon ağırlıklı olmasına rağmen ağır ilerleyen bir filmdi. Konunun yüzeysel olmasıyla birlikte film, her türlü klişeyi içeriyordu diyebilirim. Film bir X-Men filmi olmaktan çok,sıradan bir uzak doğu filminin Amerikan çakması gibiydi doğrusunu söylemek gerekirse. X-Men evrenine ait çok az öğe barındırıyordu. Çizgi filmleri bu kadar başarılıyken X-Men serisinin bu şekilde harcanmasına üzülüyorum açıkcası.



Elysium


TR'de Yayınlanan Adı: Elysium: Yeni Cennet
TR'de Vizyon Tarihi: 09.08.2013
Tarz: Bilimkurgu - Distopya
Süre: 109 dk.
Imdb Puanı: 6.8
Yönetmen: Neill Blomkamp
Oyuncular: Matt Damon, Jodie Foster
Konu: Dünyada yaşanan felaketler sonucunda yaşam koşulları zorlaşınca elit kesim dünyanın yörüngesinde Elysium adlı yeni bir yaşama alanı kurarlar. 
Dünyada kalanların amacı yeterli para biriktirip bu cennete ulaşabilmektedir. Çünkü bu dünyada ölümün çaresi bulunmuştur, insanlar refah içinde, hastalıklardan ve dünyadaki tüm zorluklardan uzak bir yaşam sürmektedirler. 

Yorum: District 9 adlı muhteşem filmin başarılı yönetmeni Blomkamp ve sahip olduğu etkileyici konusu nedeniyle bu filmi büyük bir umutla bekledim. Ancak bende beklediğim etkiyi ne yazık ki yaratmadı. Filmin büyük çoğunluğunun dünyada geçiyor olması, Elysium'un ve burdaki insanların yaşamının  çok az gösterilmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Ayrıca filmin sonlarında doğru, yine fazla seyirci çekme kaygısı olduğunu düşündüğüm bir kaygıyla hareket edilerek aksiyona yüklenilmesi ve kötü karakterin bir türlü ölmemesi gerçekten çok sıkıcıydı. Bu kadar gelişmiş, ölümü yenmiş bir cennetin dünyadan gelecek istilacılara karşı savunmasızlığı da beni oldukça şaşırttı.
Bunlarla beraber, Elysium'a zengin, güçlü, İngilizce konuşan beyaz Amerikalılar yerleştirilmişken, geride kalanların büyük çoğunlukla günümüzde de Amerikalılar tarafından azınlık olarak görülen Latinolar olduğunun vurgulanması yoluyla güzel bir sınıf ayrımı eleştirisi yapmış Blomkamp. Ayrıca, Elysium konsepti, içerisinde her türlü ihtiyacın giderilebildiği, korunaklı, kameralı büyük sitelerinde yaşayan, burunlarının dibindeki kenar mahallelerdeki yoksul insanların hayatlarına duyarsız günümüz şehir insanlarını çağrıştırdığını da söylemek gerekir. Keşke aksiyon yerine, felsefi ve sosyolojik tarafı biraz daha derin işlenebilseydi. Çok daha güzel bir film ortaya çıkabilirdi.

Percy Jackson: Sea of Monsters


TR'de Yayınlanan Adı: Percy Jackson : Canavarlar Denizi
TR'de Vizyon Tarihi: 16.08.2013
Tarz: Fantastik - Macera
Süre: 106 dk.
Imdb Puanı: 5.9
Yönetmen: Thor Freudenthal
Oyuncular: Logan Lerman, Alexandra Daddario
Konu: Birinci filmde deniz tanrısı Poseidon'un oğlu olduğunu öğrenen Percy Jackson, Zeus'un çalınan şimşeğinin peşine düşmüştü. İkinci filmde ise, Percy Jackson gibi yarı tanrı gençlerin bulunduğu kamp ihanet sonucunda saldırıya uğrar, Olimpos tehdit altındadır. Percy Jackson'ın kamplarını ve Olimposu kurtarmak için efsanevi Altın Postu bulması gerekmektedir ve Canavarlar Denizine doğru yola çıkar.

Yorum: Çok satan, fantastik konulu, daha çok gençlere hitap eden roman serisinden uyarlanmış filmlerden biri Percy Jackson. Olimposlu tanrıların aslında gerçek olduğu, insanlarla temasa geçtikleri hatta onlardan çocukları olduğu savına dayandırıyor konusunu. İki film de, adeta bir bilgisayar oyunu tadında sırayla verilen görevler, görevlerin sonunda alınan ödüller döngüsünde ilerliyor. Filmin uyarlandığı kitap serisini okumadım, açıkcası son sıralarda çok popüler olan ve her geçen gün raflara yeni örnekleri eklenen bu türün çok meraklısı olduğum söylenemez. (Sanırım yaşım da tutmuyor :) ) Filmini de, sinemaya geldiğinde hiç ilgimi çekmemesine rağmen, bu yazı dizisinin eksik kalmaması amacıyla izlediğimi itiraf etmeliyim. Aslında tamamını izleyemediğimi de sanırım itiraflarıma eklemeliyim, çünkü izleme amaçlı gerçekleştirdiğim iki girişimimde de filmin yarısını geçemeden uyuyakaldım. Yine de fazlasıyla sıradan ve yüzeysel bir film olduğunu söyleyecek kadar veri var elimde. Olimpos Tanrılarının günümüzde de var oldukları ve insanlarla temasa geçtikleri öyküleri çok seviyor ve bu konuda yeterince eser bulamamaktan yakınıyorsanız sizlere Aslı Göksu'nun kendi bloğunda yayınladığı Olimpos'a Dönüş öyküsünü tavsiye edebilirim : http://asligoksu.blogspot.com/

The Mortal Instruments : City of Bones


TR'de Yayınlanan Adı: Ölümcül Oyuncaklar : Kemikler Şehri
TR'de Vizyon Tarihi: 30.08.2013
Tarz: Fantastik - Macera - Romantik
Süre: 130 dk.
Imdb Puanı: 6.0
Yönetmen: Harald Zwart
Oyuncular: Lily Collins, Jamie Campbell Bower, Robert Sheehan
Konu: Clary, 15 yaşında bir genç kızdır. Doğum gününde, Simon adındaki arkadaşıyla gittikleri bir barda bir cinayete tanık olur. Ancak çevresinde bulunan kimse bu cinayeti görmemiştir. Korkuya kapılan Clary kendisinde başka tuhaflıklar da fark etmeye başlar. Bu sırada annesi bilinmeyen güçler tarafından kaçırılır, cinayet işleyen ve kendilerine Gölge Avcıları diyen grup onun peşinde düşer ve Kurtadamların, vampirlerin, iblislerin, gölge avcılarının, cadıların fantastik dünyasına adım atar. Tüm bu fantastik varlıklar, peşlerinde oldukları çok değerli bir kupanın saklandığı yerin anahtarının Clary'de olduğuna inanmaktadırlar. Clary'nin ise tek hedefi annesini kurtarmaktır.

Yorum:  Yine çok satan, popüler, fantastik konulu gençlik romanından uyarlanmış bir film Ölümcül Oyuncaklar. Twilight serisiyle popülerlik kazanan bu tarz serilere karşı fazlasıyla önyargılıyım. Kitaplarını okumanın vakit kaybı olduğunu düşünmekle beraber filmlere biraz olsun katlanabilirim diye umut ederek bu filmi izlemeye başladım. Ve ilginç bir şekilde benzerlerinden daha oturmuş, daha fazla öğe barındıran, daha dolu bir içeriğe sahip olduğunu görerek şaşırdım. Yine de çok sevdiğim Dresden'in fantastik dünyasına benzeyen öğeler barındırmasına rağmen, film, benzerlerinden çok uzaklaşamayarak bu öğeleri her zamanki gibi çok genç karakterler ve onların çapraşık aşk ilişkileri etrafında şekillendiriyor. Kitabı okuyanların filmden nefret ettiklerini fark ettim okuduğum birkaç yazıda. Filmde kitaba fazla sadık kalınmamış ve önemli bölümler atlanmış anladığım kadarıyla ve kitabı okumayanlar için bazı şeylerin havada kalabileceği belirtilmiş. Benim için havada kalan veya anlamadığım pek bir olay olmadı, çok fazla düşündüren ve bittiğinde akıllarda kalan bir film olmadığından olsa gerek. Aksiyon sahnelerinin bazılarını, yaratılan (yarı) karanlık atmosferi yer yer eğlenceli bulsam da oyunculukların gerçekten çok kötü olduğunu belirtmem gerek. Yine de, bu tarzın örnekleri arasında olup uyumadan tamamlamayı başardığım bir film olduğu için beklediğimden iyi çıktığını söyleyebilirim.

Eğer bu filmler arasından izledikleriniz varsa lütfen görüşlerinizi yazının altında bulunan yorumlar kısmında paylaşın. 
Sevgiler..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Translate